a

“Con Türkler”i Hortlatmak mı?

Fonlanan medyanın Türk demeye korkarak Türkiyeli tabirini kullanması, Türkçülerin doğru yolda olduklarını zannetmesi için, onları cambaza baktırarak oyalamak mıydı? Turan diye diye koca Osmanlı'yı viran kılan Jön Türkler ve devamı olan İttihat Terakki, acaba Ümit Özdağ Bey tarafından yeniden mi küllerinden doğurtulacaktı?

 

 Türk siyasetinin açığa çıkana kadarki en gizemli, en cezbedici ve en tehlikeli teşkilatıydı Jön Türkler. Bugün Batı ve ABD’den fonlanan gazeteler ve onların robot ve kukla olarak talimatla kalem oynatan, televizyonların ve mecmuaların “duayen” ilan ettiği ve bizim de mahkûmane bir vaziyette takip etmeye mecbur bırakıldığımız kiralık kalemlerdi onlar.

 Bulgaristan Türklerinin davasına can vermiş ve komünizm zulümleri hasebiyle on beş sene hayatını hapishanelerde geçirmiş merhum Osman Kılıç Bey, Jön/Genç Türkler için halkın “Con” ifadesini kullandığını “Kader Kurbanı” isimli hatıratında belirtmekteydi.

 Esasen Genç Türkleri anlamak için Tanzimat devri siyasi liderlerini iyi anlamak lazımdı. Nitekim Genç Türkler aslında “Genç Osmanlılar”ın devamı kabul edilmekteydi.

 İşte onlardan biri de Keçecizade Fuat Paşa’ydı. Fuat Paşa Abdülaziz Han devrinde üç defa sadrazam olmuştu. Abdülaziz Han Fuat Paşa vefat edene kadar onun kudret pençesinden asla kurtulamamıştı. Zaten Abdülaziz Han devletin idaresine sahip olduğu an, halefi Mithat ve Avni paşalar devreye girerek sultanı önce tahttan ha’l etmiş, sonra da şehit ettirmişti.

 Keçecizade Fuat Paşa, Abdülaziz Han’ın Paris seyahatine katıldığı esnada dış işleri bakanıydı. III. Napolyon’la sohbet esnasında şu ifadeleri çekinmeden zikretmesi, Osmanlı’nın nasıl bir kasırgayla habersizce mücadele ettiğini veya edemediğini anlamak için apaçık bir ibreydi:

 “Haşmetmeab, siz bendenize başka bir devlet gösterebilir misiniz ki üç yüz senedir dışarıdan sizlerin, içeriden bizlerin devamlı tahribine direnebilmiş. Evet, üç yüz senedir siz dışarıdan, biz içeriden bu devleti yıkamadık.”

 Bunun nükteden ibaret olduğunu söyleyen tarihçiler herhalde Fuat Paşa’nın Osmanlı’yı nasıl bir borç batağına soktuğunu da inkâr edecek değillerdi.

 Genç Türkler’in ve akabinde İttihat Terakki’nin daimi üyelerinden Dr. Abdullah Cevdet ise, mesleğine binaen karşılaştığı patolojik vakaların timsallerindendi. Osmanlı’nın Batılılaşması için, “Avrupa’dan damızlık erkek getirelim” diyecek kadar gözü dönmüş, İngilizler Çanakkale Kara Harbi’nde memleketi kuşatmak üzereyken onları süngülerimizle denize döktüğümüzde, “Batı ayağımıza gelmişti, biz onları geri teptik” diyecek kadar da benliğini kaybetmişti.

 İttihat Terakki ile Balkan faciası ve I. Cihan Harbi’ne tedbirsizce girilmesinden itibaren bozuşan şair Mehmet Akif Bey bile, devrin düşman elinde fonlanan gazetelerinin tesirinde kalarak II. Abdülhamid Han’a, “Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun rûh-i İblîs’e” diyebilmişti. Hatasını fark edebilmiş midir meçhul ama memleketi işgal eden kanlı diktatörlere Akif bile, “üç beyinsiz” diyerek İttihatçıların acizliğini ortaya koymaktaydı.

 Ziya Gökalp Bey gibi Türkçülüğün ve İttihat Terakki’nin fikir babaları ve Mehmet Emin Yurdakul gibi üçüncü sınıf Türkçü şairler de bu akımın tesirine kurban gitmiş ve memleketi felaketler silsilesine gayri ihtiyari sürüklenmekten geri duramamışlardı.

 Devrin medyası olan gazeteleri tetkik ettiğimiz vakit durumun vahameti de ortaya çıkacaktı. “Medyascope” gibi medyaların günümüzde ABD ve Batı tarafından fonlandığını duyduğumuzda hayretle karşılamamız acaba geçmişi çabuk nisyana terk ettiğimiz için miydi?

 Abdullah Cevdet’in sahip olduğu, Türkçü Ziya Bey’in de kalem savurduğu İçtihat gazetesi ve Mizacı Murat Bey’in Mizan gazetesi II. Abdülhamid Han ve II. Meşrutiyet ilk devirlerinin baş tacı olarak okunmakta, Türk aydınlarının fikri perspektifine yön vermekteydi.

 Bu gazetelerin ifsat faaliyetleri tahammül edilemez bir haldeydi. Hatta Abdullah Cevdet Bey, insaflı bir nazarla, II. Abdülhamid Han’a düşmanlık boyutunun kalbine kara bir set çektiğini, “Abdülhamid Han hakkında yüz tane yalan uydurdum, sonra bazısına kendim de inandım” demek suretiyle beyan etmekteydi.

 Genç Türklerin Paris’teki faaliyetleri tiyatroyla, makaleyle ve propagandayla Osmanlı halkını ve münevverlerini Fransız gibi yetiştirmekti. Devrin devşirilen zihniyetini milletini nasıl kaybettiğini anlayabilmek için şair Yahya Kemal’le asker Şekip Bey arasında geçen sohbeti nakletmek elzemdi.

 Yahya Kemal II. Meşrutiyet ilan edildiğinde ve daha sonra Sultan Abdülhamid Han tahttan indirildiğinde Şekip Bey’e tekrar askerliğe dönmesi konusunda ısrarda bulundu ve ona yardımcı olacağını söyledi. Fakat “Eve Dönen Adam”ın alacağı cevap çok talihsizdi ve hiçbir Türk aydının hatırından çıkarmaması gereken bu acı cevabı Yahya Kemal de hayatı müddetince unutamamıştı:

 “…hem de vatana artık niçin döneyim. Bu hayata alıştım. Ben artık TÜRK değilim, FRANSIZ oldum. (Yahya Kemal, Siyâsî ve Edebî Portreler, s. 119)” 

 Evet, Tanzimat devri Genç Osmanlılar’ı ve daha sonra II. Abdülhamid devrinde bir gizli örgüt olarak teşekkül eden Genç Türkler’i biteviye birer “Con” olmaktaydı.

 Meşrutiyet devrinde siyasi hatalar ve ırkçı teşebbüslerle kavimler ayaklandırılmıştı. Hatta Kenan Akyüz Bey gibi bakış açısıyla eser yazan tarihçiler bile İttihat Terakki’nin devleti nasıl galiz hatalarla şerefsizce yıkılmaya sürüklediğini ağır ifadelerle kitaplarında ve makalelerinde yazmıştı.

 İşte aynı nesil sırayla ırkları bize düşman etmekte mahir, Turan hayalleriyle devleti perişan edip yok etmekte muktedirdi.

 

 Genç Türkler’in Fikir Babaları Yine mi Devrede?

 Bugün de aynı yıkım fitili ateşlenmekteydi. Müslüman din kardeşlerimiz üzerinden bir aydır garip bir düşmanca yaklaşımla, onları sanki keyfine vatan-cüda kalmışlar gibi ağır hakaretlerle, cellatlarına teslim etmeye çalışan mankurtları anlamak için, geçmişten ibret almak gerekmekteydi.

 Adnan Menderes’i düşürmek için devletin kılcal damarlarına sızan monşerlerin tertip ettiği 6-7 Eylül Olayları, sanki tarihin hakikaten ahmaklar yüzünden tekerrür edeceğine hüccetti. Galiba düşman ordusu da devleti yok edip, bölüp parçayıp Siyonizmin kucağına teslim etmek için biz akıllanmayan halka benzer hilelerle müdahale etmekteydi.

 Yoksa bugünlerde suçunun cezasını çekecek bir katil için yüzlerce masum Suriyeli kardeşlerimizin evini yağmalayıp dükkânlarını talan edip yakan mankurtlara ve ufacık bir çocuğu taşlayarak hastanelik eden canilere Türk demek milletimizi ve Türklüğümüzü Batı tarafından tıpkı “6-7 Eylül Olayları”nda olduğu gibi “vandallık” diye aşağılatmak için mi kurgulanmıştı.

 Yine bugün sadece gözaltına alınıp sonra serbest bırakılan iki Türk genci için “Öfkeli Genç Türkler” naraları atmak ve tarihin çöplüğüne gark olmuş bir kavramı hasretle diriltmek yıkım harekâtına bayrak sallamak yine Siyonistlerin ceplerini doldurduğu Hacivatların mı eseriydi?

 Yoksa birileri “Con Türkler”i altın tepside hortlatmak için yeni bir senaryo mu çizmişti? Maşa olmakta ve aldanmakta maalesef ki hüner sahibi olan Türkçüler, yine coşkularını üst akılların habis çehrelerine kullandırarak, bir devri daha mı yokluğa duçar kılacaktı?

 Fonlanan medyanın Türk demeye korkarak Türkiyeli tabirini kullanması, Türkçülerin doğru yolda olduklarını zannetmesi için, onları cambaza baktırarak oyalamak mıydı? Turan diye diye koca Osmanlı’yı viran kılan Jön Türkler ve devamı olan İttihat Terakki, acaba Ümit Özdağ Bey tarafından yeniden mi küllerinden doğurtulacaktı?

 Ne denebilir ki, “Eğri yay elde kalır, menzil alır doğru ok” ifadesi, umarım ki doğruya ulaşabilecek gayret, bilgi ve insafa malik Türk milliyetçilerinin -kafatasçı ve ırkçı fitne-bazların tesirinden kurtularak- insanlarımızı birbirine düşürme teşebbüsleri ve tehlikesini görmesi ve aklıselimle göçmen meselesine bakabilmesiydi. 

 Suriyeli kardeşlerimiz de bizler için -Balkanlar’dan gelen muhacir kardeşlerimizin Evlad-ı Fatihân olması gibi- Evlad-ı Yavuz Han değil miydi? Çanakkale Şehitliği’nde Suriyeli ufacık çocuklar, şehit olan Şam ve Iraklı dedelerini ziyaret ederken akıttığı gözyaşına, bizlerin de yüreği bulanmıyor muydu? Acaba Fuat Paşa’lar kılık değiştirmişti de, ABD’nin dışarıdan Türkiye’yi terörün pençesinde kısırlaştırma projesi işe yaramayınca, içerideki eller iç savaş veya kargaşa için yeni bir Gezi hayalinin mi peşindeydi?

“Cümleler doğrudur sen doğru isen

Doğruluk bulunmaz sen eğri isen (Yunus Emre)”

 

Yazan: CÜNEYT AKÇATEPE

 

0 0 0 0 0 0
reklam
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

BURASI TÜRKİYE DEĞİL, ZONGULDAK!

reklam
reklam

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0
reklam
reklam
r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.