DOLAR

13,6260$%-0.21

EURO

15,1881%-0.36

GRAM ALTIN

784,08%-0,49

ÇEYREK ALTIN

12.583,10%-0,77

TAM ALTIN

12.583,10%-0,66

BİTCOİN

500302฿%0.45286

a
Volkan Yaşar BERBER

Volkan Yaşar BERBER

11 Ocak 2022 Salı

ALMAN ETNİK FELSEFESİ’NİN İÇERİĞİ…

ALMAN ETNİK FELSEFESİ’NİN İÇERİĞİ…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

          Almanların II. Dünya savaşı bahanesiyle ırkçılığı ön plana alarak yüzbinlerce mazlumu esir ederek kah kamplarda kah zindanlarda işkencelere maruz bırakarak öldürdükleri bilindiği gibi derin tarafını aklı selim bir şekilde muhakeme etmek elbet insanlığın görevidir. Doğuştan bozucu unsurların başında yahudiler hedef seçildiği gibi siyasi suçluların başında komünistler, homoseksüeller, sosyal demokratlar, akıl hastaları, kurtulması mümkün olamayan hastalığa tutulanlar maalesef daima yıllarca asimile edildiği gibi soykırıma uğramışlıklarına, Dünya sessiz bir şekilde izledi. 1933 senesinden itibaren Almanya topraklarında kurulan toplama kampları zaman geçtikçe çoğaldı ki Dachau, Buchenwald, Sachsenhausen, Ravensbrück, Mauthausen, Stutthof, Neuengamme, Dora, Flossenburg, Gross-Rosen, Bergen-Belsen, Natzweiller-Struthof esir kampları muhtelif coğrafyalarda kurulmuştu.

             Polonya sınırları içerisinde 1939 senesinde kurulan imha kampları 1941’den 1944’e kadar kullanıldı ki dördü tamamıyla dönüşü olmayan imha kampları (Chelmo, Belzec, Sobibor, Treblinka), diğer ikisi karma kamplar (Auschwitz-Birkenau, Majdanek) idi. Sonradan gaz odaları ve fırınlarla büsbütün hepsi imha kampına çevrilerek Almanların başta 12 adet olan kampları aşırı esir yoğunluğundan 165 uydu kampı daha eklenivermişti. Bu kamplarda 35,000 ‘den fazla görevli bulunduğu gibi kamplarda her esirin ait olduğu kategori, elbisesinin üzerine işlenen üçgenin rengiyle ayırt ediliyordu. Siyasi tutuklular kırmızı, adi suçlular yeşil, eşcinseller pembe, Yehova şahitleri mor rengli idiler. 1939 ile 1945 yılları arasında tam rakam bilinmemekle beraber kamplara 1.650.000 insanın götürüldüğü ve pek çoğunun salgın hastalıktan veya gaz odalarında hayatını kaybettiği sahihtir.

            Almanlar ırkçılıkta aşırılığa giderek 1930’lu yıllarda ”Değersiz yaşamlara son verilmesi” teorisi geliştirerek 1939’da Hitler ”akıl hastalarının yaşamaya değmeyen hayatlarına” son vermek amacıyla ”ötanazi” uygulaması emrini vermişti. T4 koduyla gizlenip hastalar bulundukları akıl hastahanelerinden yok etme merkezlerine gönderiliyordu ki Almanya’nın muhtelif coğrafyasında 6 ötanazi merkezi oluşturularak, hastalar gaz odalarında öldürülerek bir kremetoryumda yakılmaktaydılar.  Bilinen 2 yıl içinde 70.000 insan bu şekilde infaz edilmişti. Katolik ve Protestan bir çok din görevlisinin protestosu karşısında 1941 Ağustosunda bu infazların durdurulmasıyla yine de Akıl hastalarının azar azar dahi olsa öldürülmesi sürdürülerek 1941-1945 yılları arasında 30.000 insandan fazlası infaz edilmişti.

          Yahudileri bilhassa Filistinde yeni yerleşim yerlerine toplu sürme politikası işlediğinden gitmeyenlere yine toplu şiddet eylemleri Avrupa’da alışagelmiş idi. Kurbanların sayısı Ülkeden ülkeye değişiyordu. Doğu Avrupa’da, Polonya ve Baltık Yahudilerinin yüzde 90’ı, Ukrayna ve Beyaz Rusya Yahudilerinin yaklaşık 3/2’i, Romanya ve Macaristan’da yüzde 50, Hollanda’da yüzde 75, Belçika’da yüzde 50, Fransa’da yüzde 25, İtalya’da yüzde 20 civarlarında idi. Nümberg duruşmalarınca tahminen öldürülen umumi Yahudi sayısının Altı milyon civarı olduğu ve gaz odalarında yaklaşık üç milyonunun kaybedildiğidir. Nazi ideolojisinin eşi görülmemiş şekilde nizami biçimde dünyanın gözü önünde uygulanılması düşündürücü olduğu kadar insan hayatının Batılının gözünde ne kadar değersizliğinin kanıtıdır. Dini, dili, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun daima insan hayatının tüm evrensel dinlerce kutsal olduğu kanısındayımdır.               

 

   ARAŞTIRMACI YAZAR-TARİHÇİ

     VOLKAN YAŞAR BERBER

Devamını Oku

İNSAN VE HAVAS İLMİ

İNSAN VE HAVAS İLMİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

    İnsanlık tarih boyunca daima şüpheyle baktığı şeyler den çekinmiştir. Bunun sebebi araştırılabilinirliği olmadığıdır veya gizemini açığa çıkartacak bilgilerin yetersizliğidir. Bu konulara ciddi ve bilimsel yollarla yaklaşan ve ortaya inanılır ve güvenilir bilgiler koyan çalışmalar da vardır. Ruhaniyetler, manalar, gizemler hepimizin her gün içinde bulunduğumuz ama ancak özel durumlarda düşününce farkına varabildiğimiz ayrı bir alemdir. Manevi olan düşünce, cisimsel nesne üzerinde maddi bir etki oluşturmasıyla insan bedeninde elektromanyetik akım meydana getirir ki beden dışı özgün his çeşitlilik düzenlilik biçimlerinden çıkarılmıştır. Bu alemde olup biten şeylerin sırf rastlantıyla olmadığı, fiziksel dünyayı, onda bulunmayan anlamıyla yönlendiren bazı varlıkların bulunduğu, insanların en eski tasarımlarındandır.

            Hayatın ve oluşun özünde aşkı gören düşünürler daima benliğini kayıtsız şartsız yaradan’a teslim ederek ulvi erdemliliğe ulaşarak, zaman ve mekan ile nedensellik yasalarına bağlı kalırlar. Yani madde dünya da her şey bir mekanda bulunarak kendisinden önce gelen zaman içinde etkilenerek bir olaylar silsilesiyle sürekli değişir. Silsileye tanık olabilmek yalnızca yaradan’ın izniyle mümkündür. Tasavvufa göre ezeli yaratıcıdan ayrılmış olan insanın ona ulaşmak için çırpınışı sırasında ortaya koyduğu ilahi özlem içeren namelerdir. Bu temel anlayışla hareket edenler, Allah’a (c.c) varış uğruna icra ettikleri zikir ve fikirlerine musikiyi eşlik ettirmişlerdir. Bu şahıslar üzerinde Tıp, fizyoloji ve sinir sistemleri üzerine yapılan araştırmalarca bedenin ne gibi işlerini denetlediğini bulmuş  lakin hiçbir düşünce ya da duygu için, beynin bir noktasını gösterememiştir.

              İnsan hem cisimsel hem de anlamsal olmayı benliğinde toplayabilen varlıktır.  Havas ilminin özünü kavrayabilmek bir yücelik bir ermişlik haliyle anlamlaştırmak gerekir ki istivayı gösteren ve ona delalet eden her şey kutsal sayılır. Saf ve arı halde bulunan nesnelerin mistik düşüncelendirilmesiyle kendi istekleriyle hem de başka ruhsal varlıklarla hem de maddi cisimlerle ilişki kurulabilinir ama bu ilişkiler maddi nesnelerin ilişkileri gibi değildir. Akıl ve zihin ile öteki düşünsel yetiler, insanların ruhlarının sağladığı olanaklardır. Düşünce dünyasının hakim ve mühür kavramı olan ayrılık meselesini uhreviyat’ına kazandırabilenler daim yaradan’a hakkıyla kul olabilme çabasıyla yine yaradan’ın izniyle havas ilmine vasıf olurlar.

               İslam tasavvufunun, felsefi ve sistematik ifadelerine kadar, bütün varlığının arkasında Kur’an ve Hadisler bulunur. Ölümden sonra varacağı bir duruma, dünyadayken varabilme kendi yokluğunu düşünebilme kabiliyetiyledir. Doğal olayların doğa dışı etkilerle değiştirilmeleri olarak yaradan’a atfedilmiyorsa eğer uhrevi aracılığıyla meydana gelirler. Ancak tabii ki bir fizik veya kimya gibi madde dünyası üzerinde araştırmalar yapan bilimlerin sonuçlarına benzer sonuçlar beklenmemelidir. Havas ilmi varlığıyla ilgili çok çeşitli deliller toplanmıştır. Hatta son zamanlar da şahitler huzurunda ispatlanmışlıkları bulunmakta iken dahi ilme ulaşabilmek yalnız yaradan’ın izniyle insanın çabasına bağlıdır. Havas ilmiyle görevli olanların yetkileri, güçleri ve neler yapabildikleri mühimdir çünkü negatif veya pozitif isteklere riayet edebilmeleri niyetlerine bağlıdır. İlm-i Simya ilmiyle ilgilenen bir çok alim kainatdaki alemlerin iç hiyeraşisini öğrenerek şer veya hayır amaçlı kullanabilmekte veya kullandırtmaktadırlar. Azgınlık ve taşkınlıklarıyla geçmişte hüsrana uğrayan topluluklara kaynaklarca şahidiz ki elbet en doğrusunu Allah c.c bilir.

                 Ruh ile maddenin, insan bedeni içinde nasıl olup da ilişki içinde olabildikleri gerçekten de  bilimsel muammadır. Pisişik güç açısından bazı insanların sinir sistemlerinin, daha yüksek çalıştığı bilinen fizyolojik olgu olup daha yoğun sinir akımları üretirler ki hem de bu akımlar daha sık olarak meydana gelir. İslam düşüncesinin kendi devri ve şartları içinde en fazla yoğunluk kazanması gereken alanında yoğunlaşan düşünürler Kur-an ve hadislerle sınırsız ve engin islam bereketiyle, ilme değer vererek yaşadığı sosyal ve tarihsel şartlara göre belli bir noktada yoğunluk kazanmaktadır. Yüksek ruhsal güce sahip insanların, başkalarının başına gelen olayları onlarla birlikte yaşarmışçasına güncel farkına varırlar. Bilimde buna uzaktan duygudaşlık denilerek daha çok birbirleriyle kan bağı olanlarda hissedilirse de Havas ilminde alemler ötesi iletişimle de mümkün kılınabilmektedir. Bu ilimlerim getireceği tüm çözümler, bizzat vahiy adına konuşan ana kaynaktan öğrenilmekte idi.

En doğrusunu Allah c.c bilir. Elhamdülillah…

 

Araştırmacı Yazar-Tarihçi

Volkan Yaşar Berber

Devamını Oku

OSMANLI DAN GÜNÜMÜZE PARA

OSMANLI DAN GÜNÜMÜZE PARA
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

        Geçmişte de aynı bugünkü gibi para basma yetkilendirilmesi mühim bir imtiyazlılık teşkil etmekteydi. Para basmanın getirdiği ağır sorumluluklardan ziyade, paranın değerinin korunması çok daha zorlu bir işlev olarak görüldüğünden üstüne alan kurumunda zaruriyet gereği ne kadar büyük bir risk aldığı bilinmelidir. Para basmanın daha çok zaruri hallerde mecbur kalındığında bağımlı diğer sektörlerinde etkileneceği göz önüne aldığımızda devletlerin geleceğinde büyük rol aldığını bilmekteyiz.  Ekonomi, siyasi, sosyal etkileşimden ziyade global derecelendirilmelerde de büyük rol oynarlar.

         İsveç konsolosluğunun himayesinde İzmir’de 1841 senesinde ticaretle uğraşan gayrimüslim  tüccarlarca Osmanlı hükümetinin haberi olmadan kurulan İzmir Bankasıyla başlayan lakin bir sene sonra kapatılan resmi bankacılık sektörü ilk adımını Anadolu’da bu şekilde başlatmış olur. Sonrasında yine çoğu gayrimüslimlerden oluşan Galata bankerlerinin 1849’da birleşerek İstanbul Bankasını kurmasıyla ve 1856’da Paris Antlaşması olanaklarıyla İngiliz Fransız sermayedarlığında kurulup 1863 senesinde Merkez Bankası niteliği alarak resmi para basma işlemlerini yürüten Osmanlı Bankasının Cumhuriyete kadar kağıt para basma yetkisini de elinde bulundurduğu Mamafih şunu da belirtmeliyiz ki aslen Osmanlı Bankasının 1863’teki ilk banknot ihracı, bir sene öncesinde Osmanlı Devletinin 1839 ‘’Tanzimat Fermanı’’ dan beri tedavüle sunmuş olduğu kaimelerin piyasadan çekilmesinden sonra mümkün olmuştur.

         Tarihi Mithat Paşa’nın 1863 senesinde kurduğu Tarım Kredi Kooperatiflerinin 1888 senesinde  Bulgaristan da menafi sandıklarıyla Ziraat Bankasını başlatmalarıyla 1924 İş Bankası, 1927 Denizli İktisat Bankası, 1927 Ermenek Ahali Bankası, 1928 Bor Esnaf Bankası, 1929 Van Milli İktisat Bankası, gibi bölge bankalarının yanı sıra 1927 T. Emlak Bankası, 1933 Sümerbank, 1933 İller Bankası, 1935 Etibank, 1938 Halk Bankası gibi devlet teşekküllü bankalarda kurulmakla birlikte 1944 Yapı ve Kredi Bankası, 1946 Garanti Bankası, 1948 Akbank gibi özel sektör bankaları da açılarak genişletilmiştir. 1950 senesinde kurulan Liberal döneme denk gelen T. Sınai Kalkınma Bankasının da özel sektörün artmasında faydası olmuştur.

        Hatta ki zamane Yabancı bankalar sıralamasına 1923 senesin de Sovyet Ticaret-i Hariciye Bankasının da bulunmasıyla namı değer on sekiz yabancı banka fiili olarak halka hizmet vermekteydi. 1930’lu yıllarda bankalar birbirleriyle müşteri kazanma yarışına girerek belirli mevduat rakamları üzerinden daire, araba, para, altın apartman vb. taahhütlerde bulunarak haksız rekabete dahi başvurmaktaydılar ki 1975 senesinde genel bir uyarıyla bunlara son verseler de el altından idame etmeye çalışmaktaydılar.

        Ülkemizde Türk Bankacılığı dönemlerine değinilecek olunursa Cumhuriyet Dönemi, Kuruluş Dönemi 1923-1932, Devletçilik Dönemi 1933-1944, Yeni Devletçi ve Liberal Dönem 1945-1960, Planlı Dönem 1960-1980, Dışa Açılma ve Piyasa Ekonomisi Dönemi 1980-2000, Bankacılık Sektöründe Yeniden Yapılanma Dönemi 2001-2010 olarak konumlandırılabilinir. Bankaların yeni piyasalara kazanımlarında en büyük rağbeti elbet kapitalizm ve gelecekteki sömürülebilinecek toplumlardır. Bunu da şuradan anlayabiliriz ki 1960 senesinde Banka şubeleri 1759 adet iken, 1980 senesin de  5954’e mamafih 2000 senesinde ise 7837’ye yükselmelerindendir. Memleketimizde bankalar bilgisayar çağını son hızla yaşarken cep telefonlarından, tabletlerinden vb. küresel her ağa ulaşarak yolda, trende, otobüste, uçakta istifade etmektelerdir. Geleceği Teknoloji, Uzay, Bilişim çağına gençlerimizi yetiştirebilme umuduyla…

   Araştırmacı Yazar-Tarihçi

     Volkan Yaşar Berber

Devamını Oku

GENÇLİK Z KUŞAĞI

GENÇLİK Z KUŞAĞI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

  İlk olarak Z kuşağının tek probleminin Z kuşağı olmadığını söylemek istiyorum ve tek probleminin. Z kuşağında olmadığını söylemek istiyorum. 

Belki biliyorsunuzdur ki doların ne kadar olduğunu ve bazı insanların ekonominin durumuna rağmen hâlâ ekonomiyi savunanlardan tutun insanları, telefonuna göre yargılayanlara insanlar ve bu kitlenin çoğu 60-65 yaş ya da üstü insanlar oluyor bunlardan bazıları Türkiye’yi savunup çocuklarını yurt dışında okumaya ya da yaşaması için ya gönderiyor ya da kendileri gidiyor.

Bunların hepsini bi kenara bırakacak olursak hayır, sıkıntımız bitmiyor tek sorun topluluk değil ülke ve yönetim biçimi bile birer sıkıntı çok siyaset yapmak istemiyorum zaten sevmemde o yüzden bu konuları çok detaylı bi yorum yapmak istemiyorum. 

               Eğitim sistemine bakacak olursak yurt dışına göre gerçekten vahim durumdayız.

Yine, dersler bence  çocuk aklına göre gerçekten üstün  seviyede. Yurt dışında böyle sanmayın sakın. Onların eğitim sistemi çok daha kolay ve akla uygun bi durumda.

Şimdi başka bir probleme geçelim çok strestli bir durumdayız her an batabilmeye müsaitiz ülkede iş yok ben şahsen en çok bundan şikayetçiyim.

Ülkede her hangi bi iş imkanı olmaması 20 sene okumanın boşa olduğunu düşündürüyor. Gerçekten şimdi bu zamana kadar Z kuşağı dışında ki sıkıntılardan bahsettim tabi Z kuşağı kusursuz mu tabiki de hayır. Birazda bundan bahsedelim.

Bunu nasıl anlarsınız bilmem ama bence strestimizi çok yanlış şeylerden atıyoruz. Şiddet ya da tembellik gibi şeylerden daha çok birine olanları ya da rahat olmadığımız konuları söylesek daha iyi olacaktır.

Bence bütün bu sorunlar giderilirse ülke daha iyi olacaktır… Benim firiklerim ve düşüncelerim bu kadar…!

 

       YAZAR

 EREN BERBER

Devamını Oku

MİLLİ BEKA RUHU

MİLLİ BEKA RUHU
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Tahlili, terkibi ve tesbiti yapılan her konu’nun arşivlenerek muhafazaya alınması gerekmektedir.

Arşivlerimize sahip çıkarak kökü maziye dayanan insanlarımız o kadar fazladır ki birçoğu kadim bilgilere ulaşamamaktadır. Oysa ki bilinir ki köksüzlük insanları başkasının astı olmaya sevk eder. Milletlerin sosyal ve kültürel tahribatının en büyük sebebi geçmişine sahip olamamadır. Toplumlar tarih şuuruyla bilinçlendirilebilinirse eğer uyanışın adımları baş gösterir ki ben kimim.? Nereden bu coğrafyaya geldim.? Atalarım aslen kimdir.? İdeolojim nedir.? vb. sorularla kendini sorgulamaya başladıkça arayışa başlar. Yeniden öze dönüş malzemelerini yavaş yavaş toplamaya başlayan insanlar kimliğini, kültürünü sınamaya başlar. Milli beka, birlik, dirlik ruhuyla hareket kabiliyeti artmaya başladıkça da iç ve dış tehlikeleri tanıyarak artık savunmadan taarruza geçilir.

 

           Birbirleriyle her anlamda kenetlenen toplumlar askeri, sivil ve dini değerlerine saygı göstererek tek devlet, tek bayrak altında bütünleşerek, paylaşmayı, sevmeyi, sevilmeyi öğrenirler. Eğitime, öğretime üstün destekle iç tehditler, askeri ve siyasi güçlere destekle de dış tehditlerle muharebe edilerek bütünleşerek devleti oluşturan toplumlarda daha fazla samimi beraberlikler oluşur. Milli Beka ruhu devam ettikçe islamın sancaktarı, sözcüsü, vatan sevdalısı, bayrak sevdalısı yine biziz, Osmanlının çocukları her ne kadar engellemelerle karşı karşıya da kalsa bunu yüreğinden, zihninden atamıyor. Dirençli, dikkatli, bir, güçlü olmak zorunda bırakıldığımız coğrafyada yaşam savaşını yüzyıllardır sürdüren Türk, kürt, laz, Çerkez, peçevisi vb. hangi din, dil, ırk tan olursa olsun, hangi fikir düşünceden olursa olsun bu değerlerle yoğrulmuştur hepimiz biriz hepimiz kardeşiz.

 

              Daim Anadolu’da küftar postalları dolaşmıştır dolaşmaya da devam edeceği bilinciyle hareket ederek var olan düzeni bozdurtmadan, tarihimizden ve diğer milletlerin tarihinden dersler alarak uyanık olmak zorundayız. Tarihte nice olaylara şahid olunmuştur ki mukaddesata en kötü şartlarda dahi sahip çıkılabilineceğini cihan’a göstermiştir Anadolu halkı, nice gazilerimiz, şehitlerimize sahip çıkarak benliğimizi öne çıkaranlar göstermiştir ki bu aziz vatanı gözetmek namus borcudur. 

 

Araştırmacı Yazar-Tarihçi

 Volkan Yaşar Berber

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Bahis Siteleri Bahis Forum