a
Mehmet Çelik

Mehmet Çelik

09 Mayıs 2021 Pazar

AYI

AYI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Nerden aklıma geldi bilmem ama bu hafta sizlerle birkaç yaşanmış fıkra gibi AYI anekdotları yayınlayacağım…

Bu arada lütfen demokrasi nöbetinizi aksatmayalım, bu ülke  ve bu bayrak hepimizin.

 

Bir avcı, evine gelen misafirlerine eski bir ayı
postunu göstererek der ki:
– “Bu ayıyı Bolu ormanlarında vurmuştum.”
Misafirlerden biri, bu palavraya inanmayıp sorar:
– “Nasıl olur? Bu kutup ayısıdır. Bolu’da bulunmaz.”
Avcı gülümseyerek cevap verir:
– “Kardeşim ayı bu. Buranın kutup olmadığını, Bolu ormanları
olduğunu nereden bilsin?”

***

Dünyada sadece bir çift kalan nadir bir ayı türünün erkeği
ölmüş. Bu ender hayvanın üreme ihtimali sıfır, bu yüzden soyu
tükenecek. Ne yapalım diye düşünmüşler; kurullar toplanmış, çözüm yok. Kuruldaki bir  bilim adamı şöyle demiş:
– ‘Bizim memlekette bir  Abi var, söylemesi ayıptır aynen bu ayıya benziyor, hatta daha kıllıdır, ondan rica edebiliriz, 100-200 dolarda ödül verirsek bu işi yapar ve ayıların soyunu kurtarır herhalde’ demiş.
Bakmışlar başka çare yok, Abiye gitmişler ve durumun
önemini, yapacağı hizmetin büyüklüğünü anlatmışlar, birde
‘Karşılığında 100 dolar söz konusu’ demişler. Abi düşünmüş ve;
– ‘Olur ama 3 şartım var.’ demiş.
Herkes sevinç ve merakla;
– ‘Ne?’ diye sormuş…
– 1. Öpüşmem…
– 2. Yavru erkek olursa rahmetli babamın adını koyarsınız.
– 3. 100 dolar çok, en fazla 50 dolar veririm.

 

           ***

Bir ramazan günü Allah’a inanmayan (ateist) bir adam ormanda geziniyormuş. Kendi kendine konuşuyormuş
-“şu evren ne kadar güzel yaratmış ağaçları, kuşları, vs…”
derken önüne birden ayı çıkmış. Adam korkudan Allah’ım diye haykırmış. Ayı, dere, kuşlar, ağaçlar her şey donmuş.
Yukardan gür bir ses gelmeye başlamış:
-” Sen benim varlığıma inanmıyorsun da; zor zamanında neden adımı anıyorsun?” diye.
Adam tir tir titriyormuş. Üzerine   atlamak üzere olan bir ayı ve yukarıdan gelen ses. Adama bir hayli korkmuş. Konuşmaya başlamış:
-” Allah’ım ne deseniz haklısınız. Ben size inanmadım beni affedin. Ben Müslüman olamadım, bari şu ayıyı Müslüman yapın” demiş.
Her şey eski haline dönmüş. Ayı konuşmaya başlamış:
-” Allah’ım hamdolsun verdiğin nimetlere senin rızan ile orucumu açıyorum”

 

                    ***

Bir çift , göl kıyısına tatile giderler..
Gölde bazı bölümlerde balık avlamak yasaktır…
Koca yasak olmayan bölümlerde  avlanarak , kadın da kitap okuyarak günlerini geçirmektedirler. Derken bir gün adam balık avlamaktan gelir ve öğleden sonra kestirmek üzere odasına çekilir. Kadının canı sıkılır ve botla gölde bir gezinti yapmaya karar verir. Bu gezinti umduğu gibi gitmez ve botun  hakimiyetini yitirir. Bot göl üzerinde serbestçe dolaşmaya baslar. Kadının da yapacak bir şeyi olmadığı için çıkarıp kitabını okumaya baslar. Derken devriyeye çıkmış olan Şerif kadını görür ve yanına yanaşır..
“Hanımefendi burada ne yapıyorsunuz?”
“Görüyorsunuz ki kitap okuyorum.”
“Ama bu bölgede balık avlamak yasaktır.”
“Zaten ben de balık avlamıyorum”
“Ama gerekli bütün ekipmana sahipsiniz,  sizi karakola götürüp ceza kesmem gerekiyor.”
“Eğer böyle bir şey yaparsanız  ben de bana tecavüz ettiğinizi söylerim.”
“Ne saçmalıyorsun hanımefendi size dokunmadım bile..!!”
“Ama gerekli tüm ekipmanlara sahipsiniz değil mi ?”

Devamını Oku

LANET OLSUN YİNE Mİ TTK ? 

LANET OLSUN YİNE Mİ TTK ? 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Öncelikle karım kusura bakmasın: “her kızdığında lanet okuma” diye beni hep uyarır ama bazen insanın sigortası atıyor.

TTK nu ben yazmaktan bıkmayacağım, istedikleri kadar beni yok saysınlar, istedikleri kadar kurum hakkında kulaktan dolma bilgi sahibi olanlar TV lere çıkıp ahkam kessinler, istedikleri kadar ölümü bekleyen leş kargaları gibi tepemizde dönsünler bu kurum Türkiye’nin lokomotifiydi ve yine aynı misyon için modası geçmiş değil, yeter ki bilgili, donanımlı, sağduyu sahibi ve daha bir çok güzel vasıflara sahip siyasetçilerimiz işin içine girsinler, hamaset yapmadan gerçekten hem bu kurumu, hem bu kenti ve hem de Türkiye sevdalısı olsunlar.  Gördüğüm kadarıyla bu vasıflara sahip siyasetçi konusunda biraz ileri gittim, zaten bu vasıfların bir kaçını bulunduran siyasetçimiz olsaydı bu durumlarda olmazdık. Bu arada sendikanın bu gün ve geçmişteki yöneticileri de bu kapsamdadır, bu kentin bazı soyguncu esnafı da bu kapsamdadır, makam kapmak için el-etek öpen ve iş başına geçince öpmeye devam eden bürokratlar da bu kapsamdadır.

Ben bazen yazıya başladığımda kendimi kaptırıyorum, bizde insanız ve bu toplumun bir parçasıyız, yazılarıma efendice başlıyorum ve öyle bir konuma geliyorum ki hani derler ya “zıvanadan çıkmak! “ Hah işte öyle oluyorum, bırakın lanet okumayı başka şeyler de okuyorum, hatta bazen öyle bir okuyorum ki özür bile ayıbımı kapatmaya yetmeyebiliyor. Neyse bu gün terbiyemi bozmadan diyorum ki: Allah’ını seven ve elinde bir imkanı, yetkisi olanlar sağduyulu davransınlar ve halen kurtulma imkanı varken ve halen ülkemizin bu kuruma ihtiyacı varken ve hala bu lanet pandemide üretime ihtiyacımız varken gelin hep birlikte elimizi taşın altına koyalım, vazgeçelim basit hamasetlerden ve gerçeği söyleyelim, diyelim ki:” Kuruma bu haliyle işçi alınırsa çözüm olmaz, zarar katlanır, özellikle iktidar Milletvekillerimiz bu yörenin çocuklarıdırlar ve her şeyleriyle bu kentlidirler, günah keçisi olma pahasına lütfen gelin bu hantal yapıyı değiştirelim, sistemi tepeden tırnağa çağın gereklerine göre düzenleyelim ve üretime hız verelim, tekrar ediyorum yapılan gerçekçi hesaplar bu kurumun henüz kurtuluşunun olduğunu gösteriyor, bu haliyle birkaç oy uğruna bu sistemle kuruma alacağınız her işçi hazineye zarar demektir, sistem değişikliğiyle alınacak her işçi artı bir katma değer yaratan enstrümana dönüşecektir, bütün bunları söylemek için bu konuda ulema olmaya gerek yok, dünyadaki uygulamalara bakın ve oturun basit bir çoban hesabı yapın, hepsi bu.

Kendi milletvekillerimizin Zonguldak ve TTK ndan daha önemli işleri var sanırım, onlara kızmıyorum, sadece beni Kruger-Duning sendromuna yakalanmış biri gibi görmelerine güceniyorum, bunu da buradan belirtmek isterim. Kendi milletvekillerimiz değilde parti içinde etkili ve yetkili şahsiyetlere sunmuş olduğum “Kaçak Ocaklar Dosyası” gibi akıbeti bir türlü çözülemeyen çözüm arayışlarım yüzünden siyasetten de soğudum doğrusu. Siyasetten soğudum ama bu kentten asla soğumadım birilerine duyurana kadar haykıracağım: “Kurum hasta ama ölümcül değil, henüz tedaviye cevap veriyor, vicdana azabı çekmek istemiyorsak lütfen ?”

Devamını Oku

1929 Ekonomik Krizinin Nedenleri (Karma Ekonomik sistemin doğuşu)

1929 Ekonomik Krizinin Nedenleri   (Karma Ekonomik sistemin doğuşu)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Birinci Dünya Savaşı nasıl ki 19. Yüzyıl dünya siyasal sisteminin çöküşünü ilan ettiyse; Büyük Buhran da 19. Yüzyıl dünya ekonomik sisteminin çöküşünü ilan etmiştir. Bunalımlar ya da krizler, kapitalizm olarak adlandırılan ekonomik sistemin olağan bir parçası sayılır.

Başlıca amacın hep daha fazla kar elde etmek olduğu bu sistem, doğası gereği yatırımı ve üretimi sürekli büyütmeyi gerektirir. Ancak pazarın aynı hızda büyümemesi yani üretimi karşılayacak bir tüketim talebinin oluşmaması kapitalizmde krizlere yol açar. İşte “büyük buhran” olarak adlandırılan 1929 Ekonomik Krizi’nin ortaya çıkmasının da temel nedeni budur.

1929 Ekonomik Krizinin Başlaması

1929 Buhranı, o dönemde dünyanın toplam sanayi üretiminin %42’sini üreten ABD’de ki New York borsasının çöküşüyle başlamıştır. ABD’de 1920’li yıllarda üretimin olağanüstü bir şekilde artması, ancak işçi ücretlerinin bu üretimi tüketebilecek düzeyde olmaması nedeniyle üretim ve tüketim arasında büyük bir dengesizlik ortaya çıkmıştır. Yani satın alma gücü bu büyüyen üretimle paralel olarak artmamıştır.

Bu dengesizlik, başlarda bankaların konut ve otomobil başta olmak üzere dayanıklı tüketim mallarının satın alınabilmesi için büyük oranlarda kredi vermesiyle giderilmeye çalışıldı. Ancak hem bu kredilerin birçoğunun geri ödenememesi hem de daha fazla kar amacıyla değerinin çok üstü fiyatlara satılan hisse senetlerinin yarattığı gerçek bir üretime dayanmayan büyüme, ABD borsasını olağanüstü olumsuz bir şekilde etkiledi.

Nihayetinde, Ekonomin gerçek durumuyla bağlantısını kaybeden ve tamamen sanal bir büyümeye dayanan ABD Borsası, Kara Perşembe olarak adlandırılan 24 Ekim 1929’da çöktü. Yüzlerce şirket iflas etti, büyük şirketlerin hisse senetleri ortalama yüzde elli oranında değer kaybetti.

1929 Ekonomik Krizinin Sonuçları

Borsada yaşanan bu çöküş, kısa süre içerisinde genel bir krize neden oldu. Banka kredilerinin kesilmesi ve birçok bankanın iflas etmesiyle hem tüketimde hem de yatırımlarda büyük bir düşüş yaşandı. Bu düşüş, kitlesel boyutlarda bir işsizliğe neden olunca tüketim talebi daha da azaldı. Bu Kapitalist sistem için çok büyük bir krizdi.

Çünkü yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Kapitalist sistemin ayakta kalabilmesi daha fazla kar elde etmesine; daha fazla kar elde edebilmesi ise tüketimin artmasına bağlıdır. Tarım sektörü de krizden doğrudan etkilendi. Tarım ürünlerindeki fiyat düşüşlerini engellemek için tonlarca ürünün imha edilmesi ülkede açlık sıkıntısının baş göstermesine neden oldu.

Nihayetinde, bütün ekonomik unsurların birbirini olumsuz bir şekilde etkilediği ve krizin yeni krizler doğurduğu bir döngüye girildi. 1929-32 yılları arasında ABD’de fabrikaların yarısı kapandı; çalışan nüfusun %25’i işsiz kaldı; çiftçilerin %25’i topraklarını kaybetti.

Çok büyük toplumsal acılar çekildi. Örneğin Ünlü ABD’li romancı John Steinback’in büyük romanı “Gazap Üzümleri” bu kriz sonrasında toprağını yitiren bir çiftçi ailesinin California’da tarım işçiliği yapmak için yaptığı yolculuğun acılarını anlatır.

ABD’deki bu büyük buhran, kısa süre içerisinde dünyaya yayıldı. ABD gibi devasa bir ekonominin dışsatımı ve dışalımının azalması İngiltere ve Almanya başta olmak üzere diğer bütün Avrupa ülkelerini ağır bir biçimde etkiledi. İşsizlik yüzde 30’lara çıktı.

Diğer taraftan gıda ve hammadde fiyatlarını uluslararası pazarda oldukça düşmesi gelişmiş ülkelere bu ürünleri satarak geçimini sağlayan geri kalmış ülkeleri de olumsuz etkiledi. Büyük buhran, 1929-32 yılları arasında dünya ticaretinin %60 oranında azalmasına yol açtı.

Büyük buhranın bu olumsuz etkilerinin bir sonucu olarak bütün devletler serbest ticaret ilkesinden büyük tavizler veren çeşitli önlemler almak zorunda kaldı. Gümrükler yükseltildi, dışalımı kısıtlayıcı önlemler alındı. Ülkeler kendi kendilerine yeterli bir ekonomiye dönüşebilmek adına bütün kaynaklarını harekete geçirdi.

Bu çabalar, devletlerin toplumsal kaygıları, ekonomik kaygıların önüne geçirmek zorunda kaldığını gösterdi. Orta sınıfın yok olması, milyonlarca insanın işsiz kalması liberal ve kapitalist demokrasiler için ciddi bir tehlike oluşturdu.

Nitekim böylesi bir ortamda Sovyetler Birliği’nin krizden etkilenmemesi, aksine büyümesi, komünizmi, Batılı kapitalist devletler açısında ciddi bir risk haline getirdi. Ancak yine de büyük buhran, Marksistlerin beklediği gibi dünya çapında bir komünist devrime yol açmadı. Devletler, bunalımdan bir an önce çıkılması için ekonomiye müdahale etti. Bizzat kendisi yatırım yaparak, işsizliği azalttı ve piyasaları canlandırdı. Örneğin dönemin ABD başkanı Hoover baraj ve yol gibi bayındırlık işlerine büyük paralar ayırarak işsizliğin hafifletilmesine çalıştı.

Dünya tarihinin önemli dönüm noktalarından biri olan Büyük Buhran, bir çok tarihçi tarafından, irili, ufaklı diktatörlüklerin ve faşizmin doğmasında; ayrıca İkinci Dünya Savaşı‘nın başlamasında en önemli etkenlerden biri olarak gösterildi.

Sonuç

Sonuç olarak 1929 Ekonomik Krizi göstermiştir ki kapitalizmin dayanağı olan piyasa ekonomisi ne liberal iktisatçıların dediği gibi kriz anında kendi kendine dengeye ulaşmış, ne de Marksist iktisatçıların savunduğu gibi girdiği krizlerle yok olmuştur.

1929 Ekonomik Krizi sonucunda kapitalist sistem batmamış ancak krizden çıkışı ancak devlet müdahalesi yoluyla olmuştur. Bu müdahaleler ise önemli ölçüde Keynes‘in görüşleri çerçevesinde şekillenmiştir.

Büyük buhranın ardından dünyanın önemli bir bölümünde müdahaleci piyasa sistemi, serbest piyasa sisteminin yerini almış, kamu kesimi de özel kesimin yanında üretime katılmıştır. Devlet kamu iktisadi teşebbüsleri vasıtasıyla mal ve hizmet üretmeye başlamıştır. Bu yeni ekonomi sistemine karma ekonomi sistemi adı verilmiştir. 

 

Ermeni meselesini yazacaktım,Duning-kruger sisteminden yani cahil cesaretimden söz edecektim, kendi siyasi cepheme karşı sitemlerimi yazacaktım ama vaz geçtim,daha önce arşivime koyduğum bu belgesel türü yazımı bu hafta sizinle paylaşmak daha uygun olur diye düşündüm, zaten sıcağı sıcağına ABD yi yazarsam ağzımdan bir küfür kaçar gazetenin başı derde girer ,ortam biraz soğusun adap çerçevesinde ABD ye küfür edeceğim,sözüm söz, diğer konuları da yazacağım, bu saatten sonra pilavda dönen kaşık kırılsın!

Devamını Oku

KATİLİ TANIYORUM 

KATİLİ TANIYORUM 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Evet hem de çok yakından tanıyorum, sizin, bizim gibi birisi, yani insan görünüşlü ama insan mı? İşte bu tartışılır.

Bir insana katil demek için çok iddialı olmak lazım, sonuçta büyük bir ithamda bulunuyorsunuz, ya yanılıyorsanız? Bunun telafisi zor, ama ben ispatlı, şahitli olarak sebep olanlara katil diyorum, bu olaya sebep olmayanların gocunmasına gerek yok.

Sevgili okurlarımız bir insanın katil olması için başka bir insanı öldürmesi gerekmez ki, hayvanı öldürür, çevreyi öldürür, vandallık yaparak tarihi öldürür, kısacası sadece insan öldürmekle katil olunmaz ki.

Tamam kısa kesiyorum. Ben Zonguldak-İnağzı mahallesinde oturuyorum, daha düne kadar mükemmel bir sahilimiz ve kumsalımız vardı. Önce bir sahil yolu yapacağız diye güzel anıların saklandığı sahili bir güzel becerdiler, sonra pardon dediler, tabi bu arada müteahhit olacak heriflerin tam olarak takibini yapamayan devletimiz, haksız ödemeler yaparak tabir caiz ise paramızla hep birlikte güzelim sahilin içine ettiler: Sahil mahvolunca madenciler de sahipsiz sahile ocaktan çıkan taş ve molozlarını dökmeye başladılar, bu durum birilerinin dikkatini çekmiş olacak ki; polisi, askeri ve zabıtası top yekün gariban madencilerin üzerine hücum ettiler ve  ağır para cezaları yaptılar, haklıydılar güzelim sahile dökülen uygunsuz malzemeler kötü görüntü oluşturuyordu ve vatandaşta bu olaylara olumlu yönde destek verdi ve devletinin yanında yer aldı.

Şimdi katile soruyorum: Tünellerden çıkan taş postasını ki; milyonlarca ton postadan bahsediyoruz, nasıl bir anlaşma ile İnağzı sahiline doldurdunuz veya doldurulmasına göz yumdunuz, eğer bu taş postası dökülecekti ise gariban madencilerin suçu neydi, yada şöyle soralım: bu taş postasının dökülmesi ve yarattığı kötü görüntüye sebep olanlara katil demeyelim de ne diyelim? Acaba bu  kentte Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yetkilileri yok mu, sahil güvenliğinden sorumlu bir birim yok mu,  belediyeyi hiç sormuyorum, ha bu arada sayın belediye yetkililerine hatırlatmamada fayda var: Vatandaş bu posta dökme işinde bir çapanoğlu olduğu görüşünde benden söylemesi, belki de yoktur ama görünen köy kılavuz istemez, benim gördüğüm İnağzı sahilinde dönüşü olmayan bir katliam gerçekleşti, bir duyum daha var : Güya müteahhit daha sonra bu postayı kaldıracakmış? İnandıysam arab olayım , bu  koca bir aldatmaca. Kısacası güzelim sahilimiz göz göre göre öldü başımız sağ olsun,  ama en azından katili biliyoruz.

Devamını Oku

BURDAYIM 

BURDAYIM 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çok da umursamadınız ama buradayım ve yaşıyorum, günümüzde artık uzak-yakın tanıdıklardan ses çıkmayınca anonslara bile dikkat etmeden “ölmüştür” duygusuna kapılıyoruz, cenazelere de katılmadığımızdan uzaktan hakkımızı helal ediyoruz, değişik haberleşme kanallarından taziyelerimizi belirtip, vicdanımızı rahatlatıyoruz, bu bir egoistliktir ama herkesin yaptığı bu… Acaba diyorum biz insanoğlu nerede hata yaptık ki Allah bizi bu şekilde cezalandırıyor. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, tüm dünyanın yazılım ve formatı değişti, bakmayın ABD ve AB gibi megaloman ülkelerin şişmelerine, artık güçlü devlet yok ve gelecekte kime nasıl rol verildiğini bir tek Allah biliyor, ama şunu kesinlikle biliyoruz artık: Dünya ve yaşadığımız evren bizim burnumuzu sürte sürte haddimizi bildirdi ve” benden büyük değilsin, istersem seni yok ederim, akıllı ol ve yaşamaya bak, ben sensizde yoluma devam ederim.” Dedi.

İçinizi karatmadan günümüze uyan bir fıkra:

Öğretmen fen bilgisi dersinde amfibi hayvanlardan kurbağanın yaşamını işliyormuş, sınıfın en yaramazı ve küfürbazı da her zamanki gibi dersi dinlemeyip yaramazlık yapıyormuş, bu duruma kızan öğretmen öğrencisini cezalandırmak için: “ Kalk bakalım Ahmet, bize su kurbağasının karada nasıl yaşadığını anlat!” Dersi zaten dinlemeyen ve sorulan soruda da zor duruma düşen Ahmet düşünür, taşınır ve cevap verir: “Öğretmenim ben öyle yaşamanın ta…?”

Şimdi bizlerde aynı su kurbağasının karada yaşamasına benziyoruz ve virüs o kadar adaletli davranıyor ki; sokak hayvanları, çocuklar ve diğer canlılara dokunmadan sadece dünyayı ve yaşamı cehenneme kim çevirdiyse millet ayrımı yapmadan hepimizin burnunu yerlere sürterek haddimizi bildiriyor.

BU DA GÜNÜ BONUSU OLSUN 

Çocuğun tek hayali çok ünlü bir karateci olmaktı. Fakat ailesi buna izin vermezdi. Bir gün talihsiz bir kaza sonucu çocuk sol kolunu kaybetti. Ailesi çocuğun moralinin çok kötü olduğunu görünce ona bir karate hocası tuttu. Hoca ilk dersinde çocuğa karsısındakini sağ koluyla tutup üstünden savurmayı gösterdi. Hatta ikinci, üçüncü ve sonraki bütün derslerde hep aynı hareketi yapıyorlardı.

Çocuk bir gün hocasına “hocam ben çok sıkıldım, artık başka hareketlere geçsek” dedi. Hoca ise bunu kabul etmeyerek dünyada bu işi en hızlı yapan kişi olmadıkça bitirmeyeceğini söyledi. Çocuk o kadar hızlanmıştı ki, hocasını bile göz açıp kapayıncaya kadar yerden yere vuruyordu. Bir gün hoca elinde bir kağıtla geldi kağıtta çocuğun gençler karate şampiyonasına katılabileceği yazıyordu. Çocuk çok şaşırdı. Ertesi gün salonda ilk rakibinin karşısına çıkacakken heyecanla hocasına sordu, “hocam bu iş nasıl olur? Ben sadece tek hareket biliyorum kesin kaybederim”. Hocası ise “sen sadece hareketi yap” cevabını verdi. Çocuk ringe çıktı ve hareketiyle rakibini eledi. Hatta tek hareketle finale kadar çıktı. Finalde karşısında kendisinin iki katı birisi vardı. Önce çok korktu ama gene bildiği hareketi yaparak son rakibini de yendi ve şampiyon oldu.

Sevinçle hocasının yanına koştu ve sordu “hocam nasıl olur, anlamıyorum, sadece bir hareket biliyorum, sol kolum yok  ve şampiyon oldum”.

Hocası çocuğa baktı ve dedi ki, “senin yaptığın hareket karatedeki en zor hareketlerden biridir. ..
Ve bir tek savunması vardır o da, rakibin sol kolunu tutmak”.

YAZAN: MEHMET ÇELİK

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.