DOLAR

9,5260$%-0.11

EURO

11,0902%0.09

GRAM ALTIN

549,40%-0,08

ÇEYREK ALTIN

8.707,54%-0,11

TAM ALTIN

8.707,54%-2,04

BİTCOİN

578669฿%-4.31129

a
Ali ÖZDEMİR

Ali ÖZDEMİR

24 Ekim 2021 Pazar

Kuşburnu 

Kuşburnu 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kuşburnu 

Dağlarda kuşburnu topluyordum. 60’lı yaşlarda bir aile de ormanda dolaşıyordu. Yanlarına gittim. Adam ve kadın şunları söyledi: “Yazın ve sonbaharda boş kaldığımız her vakitte dağlardan kuşburnu, alıç, kızılcık, erik, elma, mantar, ahlat, armut vb. toplarız. Bu işi yıllardır yapıyoruz. Topladığımız yabani ürünleri semt pazarlarında 10-30 TL arası fiyatlarla satıyoruz. Bu işten bir asgari ücretli kadar para kazanıyoruz. Belediye pazarda işgaliye ücreti olarak bir çay parası alıyor. Vergi kaydına tabi değiliz vb.” 

Kahvehanede, parkta, evde boş boş oturan insanları düşündüm. Demek ki çalışan, didinen için her yerde ekmek var bu ülkede… 

image 1

Yağ 

A hekim (Dr. Murat Kınıkoğlu) “Hiçbir şekilde yağ yemeyin” diyor. B hekim (Prof. Dr. Kenan Demirkol) “Sadece zeytin yağı tercih edin” diyor. C hekim (Prof. Dr. Canan Karatay) “Merada gezen hayvanın yağını ve sızma zeytin yağını alın” diyor. 

Dün satış yerlerini (market) dolaştım. Sızma zeytin yağı markaya göre 33-50 TL arasında değişiyor. Ambalajlı tereyağı ise 39-70 TL arası bedelle satılıyor. 

Bolu Kartalkaya yolu üzerindeki bir köye gittim. Orada sığır besleyen bir tanıdık ile görüştüm. Dedi ki “Hayvanlardan aldığımız sütü peynir haline getirip toptancıya 10 TL’den ancak verebiliyoruz. Tereyağını da 60-70 TL’den satarsak kazanç elde edebiliyoruz.” Söyleyecek söz bulamadım.  

Dar gelirli ailelerin alım gücü her geçen gün azalıyor. Kişisel olarak, sadece zeytinyağı yiyelim diyorum ama yüzde 90’lık kitlenin bunu alacak gücü yok…  

 

Hisse Senedi  

Kim ne derse desin “döviz, altın, faiz, beton” ile reel kazanç elde edemezsiniz. Bu araçlar birikiminizi enflasyona karşı korur. 10 sene önce ortalama bir oto 18-23 bin dolar idi. Şimdi yine aynıdır.  

Paranın en çok kazanç sağladığı alan sağlam şirketlerin pay senetleridir. Türkiye Borsasında 450 şirketin pay senetleri işlem görüyor. BİST30, BİST30 ya da BİST100 endeksinin içinde yer alan şirketlerin 10-20-30’unun senetlerini alınız. Bekleyiniz.  

20 sene önce dolar ortalama 1 TL idi. Aradan geçen 21 yılda 9-10 kat artış oldu. Öte yandan güvenilir şirketlerin senetleri 50-800 kat artış gösterdiler. 

Döviz, altın, faiz, beton sarmalından çıkabilsek bu ülke ilk 10 arasına sıçrar. 

 

Kripto emtia 

Son 10 yıldır kripto emtialar (sanal para, bit para, dijital para, kripto para) hayatımıza girdi. 12 bin civarı ürün alınıp satılıyor. Bu konuyu çok iyi bilen 3-5 uzmanımız var. Bunlardan biri ekonomi profesörü olan Özgür Demirtaş’tır. O diyor ki: “Kripto emtiaların yüzde 90’lık dilimi batacak, yok olacak, mağdur edecek.” 

40 yıldır ekonomi üzerine analizler, yorumlar yapan ekonomist Ege Cansen yeni yayınladığı makalesinde kripto emtiaların hiçbir değerinin olmadığını, uzak durulması gerektiğini ifade ediyor. 

Bir günde yüzde 99 değer kaybedeni de yüzde 1000 değer kazananı da var. Tam bir kumarhane görünümü söz konusu. Sağlığını kaybetmek isteyenlerin cirit attığı bir pazar görünümü söz konusu. Yani sistem hala rayına oturmuş değil. 

Grafikleri analiz etmeyi bilmeyenlerin buradan uzak durması gerekir. Zira çok tuzak söz konusudur.     

 

 

Ali Özdemir 

Eğitimci-Yazar-Yayıncı

www.aliozdemir.net 

aozdemir53@hotmail.com 

0505 220 83 85 

24.10.2021 

Devamını Oku

Gâvurun Parasını Alan Ağlamasın 

Gâvurun Parasını Alan Ağlamasın 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Yabancı ülkelerin paralarını satın alıp evinde saklayanların “Döviz artıyor, hayat pahalılığı bitmiyor, geçinemiyoruz” diye ağlamaya hakkı yoktur.  

 

84 milyon insanımız 1000 dolar alıp evine koysa, 84 milyar dolar eder. Sonuçta, dolar 10-20-30 TL’yi bile geçer. 

image

1980’li yıllardan beri halkımız biriktirdiği parasını dövize, altına, betona göme göme batağa sağlandı. 

 

Türkiye’deki bankalarda halkın 240 milyar doları var. Bu bile bizim hangi zihniyette olduğumuzu göstermeye yeter. 

 

İsveç gibi kalkınmış ülkelerde tasarrufların yüzde 60’ı şirketlerin hisse senedine yatırılıyor. Bizde ise toplam tasarrufların sadece yüzde 4-5’lik dilimi pay senetlerinde tutuluyor. 

 

Her konuda olduğu gibi tasarruf yapmayı, parayı doğru araçlara yatırmayı da ne yazık ki öğrenemedik. Borsaya giden paraların da yüzde 60’ı spekülatif, manipülatif, çürük, bilançosu negatif, şeffaf olmayan, kısa sürede batıran şirketlerin hisselerinde geziniyor.  

 

Yabancı yatırımcılar ortak oldukları şirketlerin pay senetlerini 1-5 yıl ellerinde tutarken bizler 1-5 haftadan fazla sabredemiyoruz. 

 

Türk borsasında Ekim 2021 itibariyle 450 şirketin pay senetleri işlem görüyor. Bunların 400 kadarı maalesef son 20 yılda ortaklarına zarar ettirmiştir. Ciddi manada kar payı (temettü) dağıtan, reel olarak kar ettiren 50 kadar hisse senedimiz vardır. Bunları buraya yazamam. Yönlendirme yapıyor derler. SPK da cezayı keser. 

 

Özet olarak projesi, patenti, üretimi, beyin teri olmayan ülkeler 21. yüzyılda tamamen batacaktır. 5 milyonluk İsrail 84 milyonluk Türkiye kadar ihracat yapıyor. 16 milyonluk Hollanda bizi 4’e katlıyor.  

 

Parasını yabancı paralara, altına yatıranların hayat pahalılığı var demeye hakkı yoktur. Para üretime yönelik işlere yatırılırsa refah o zaman gelir. 

 

 

Ali Özdemir 

www.aliozdemir.net 

0505 220 83 85 

aozdemir53@hotmail.com 

18.10.2021 

  

Devamını Oku

Değer Üreten İnsan Olmak 

Değer Üreten İnsan Olmak 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Bazı insanlar 15-20 sene okula gitse de üretici bir mesleğin sahibi olamaz. Toplumda asalak olarak yaşar. “Meslek” kavramı bize şunu söyler: Yaptığınız iş dünyanın her yerinde size aş sağlıyorsa; yeterli donanımınız var demektir. Diplomanız Edirne’nin ötesinde geçerli değilse boşuna okula gitmişsiniz diyebiliriz.   

 

Okullar bize meslek kazandırmalıdır. Yani tüm kurumlar meslek lisesi formatında dizayn edilmelidir. “Endüstri 4.0” kavramı bize bunu dayatıyor.   

 

AR-GE kavramını ARAKLA-GELİŞTİR şeklinde anlamamızın sebebi iyi okullarda faydalı bilgiler alamayışımızdır.  

 

Son 300 yıldır değer üretici eğitim çizgisinden koptuk. Osmanlı Devleti gerilemeye başlayınca önce Fransızların reçetelerine, sonra Almanların, ardından da İngiliz ve Amerikalıların masallarına inanıp kapıldık… 

 

1945’ten sonra tüm eğitim müfredatımızı ABD’li uzman görünümlü fesat ajanlar belirlemeye başladı. 27 Aralık 1949’da ABD ile imzalanan Fulbright Anlaşması ile ipleri iyice dışarıya verdik. 

 

ABD 340 milyon nüfuslu bir devdir. 6 milyon asker beslemekte, dünyanın 160 ülkesinde askeri üsler bulundurmaktadır. Dünya ekonomi pastasının yüzde 24’ünü oluşturmaktadır. Bu soyguncu devlet lüks içinde yaşayabilmek, çok tüketim yapabilmek için onlarca ülkenin kaynaklarını sömürerek ayakta durmaktadır.  

 

Askeri, politik ve ekonomik tuzaklarla bizim gibi ülkelerin yer altı, yer üstü ve insan kaynağını sömüren ABD finans kapitalin gücüyle ayakta durmaktadır. Dolar tüm dünyada geçerli rezerv para durumundadır.  

 

Halkımız da eline 3-5 lira geçtiğinde hemen dolara çevirerek çetenin daha güçlenmesine yardımcı olmaktadır. 84 milyon insanımız 1000 dolar almış olsa bizim sanayimiz gelişmez, üretimimiz artmaz. Sadece döviz ikiye katlanır. Dolara, Euro’ya yatırım yapmak bize çok zarar veriyor. 

 

ABD’li uzmanların belirlediği planlarla eğitimi şekillendirdiğimiz için mühendislerimiz, teknisyenlerimiz, hekimlerimiz, akademisyenlerimiz sadece “arabayı kullanacak kadar bilgiyle donanmış, onu üretecek teknik bilgiden mahrum kalmıştır.” Yani, hekimler sadece ilaç reçetesi yazabiliyor. İlaç geliştirecek bilgilere erişemiyor. Uçak mühendisi sadece bakım yapmayı biliyor. Uçak tasarlamaktan uzak tutuluyor. 

 

84 milyonluk Türkiye dünya nüfusunun yüzde 1’ini oluştururken, ekonomi pastasından aldığı pay yüzde 0,2 oranında olup 5 kat azdır. Esasında ihracatımızın 1 trilyon dolar seviyesinde olması icap ediyor.  

 

Türkiye Cumhuriyeti sürekli olarak kriz içinde tutuluyor. Bünyemize sürekli olarak hastalık mikropları zerk edildiği için sağlıklı kararlar alamıyoruz.  

 

Terör, askeri darbeler, etnik kavgalar, güçsüz iktidarlar, beyin göçü, sapkın dinsel eğilimler bünyemize sokulan mikroplar olarak bizi hep kötürüm vaziyette tutuyor.  

 

ABD’li uzmanların çizdiği çerçevenin yavanlığından ötürü dışarıya sattığımız malların kilogram fiyatı 1,2 doların üzerine çıkamıyor. Yani yükte ağır fiyatta ucuz ürünler yapabilen bir ülke durumundayız. Almanya, Güney Kore, Fransa vb. gibi ülkelerin sattığı malların kilo fiyatı 4-5 dolar seviyesindedir. 

 

Uzun lafın kısası tüm okulları meslek lisesi haline dönüştürmeliyiz. Ezberci eğitim bizi sadece tüketici konumunda yaşatıyor.  

 

 

Ali Özdemir 

www.aliozdemir.net 

0505 220 83 85 

 

11.10.2021  

Devamını Oku

Meslek Sahibi Olmak 

Meslek Sahibi Olmak 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Okur yazar bile olmayan babam 1960 yılında İstanbul’da er olarak askerlik görevini yaparken elektrik, su, duvar, boya vb. işlerini diğer çalışanlara yardım ederken öğrenmişti… 

 

56 yıllık ömründe 1 gün bile izin kullanmadı. 1995 yılında aramızdan ayrıldı. 

Haftanın 5 günü kamuda elektrikçi olarak çalıştı. Cumartesi-Pazar günleri ise 12-14 saat boyunca piyasada elektrik, su, fayans, tuğla, boya, kalıp, marangozluk, korniş, ev aletlerinin tamir işlerini yaparak ek gelir elde etti.  Ben de fırsat buldukça kendisine çıraklık yaptım. Çok az da olsa bu çalışmalardan biraz bilgi-beceri aldım… 

 

1982 yılında köydeki 2 katlı beton evimizin tüm inşa işlerini kendisi yaptı. Sayabildiğim kadarıyla 10 farklı mesleği profesyonel düzeyde yapabiliyordu. Çalışırken o kadar hızlı hareket ederdi ki sırtından ter boşalırdı.  

 

Hiç otomobili olmadı. Yılın 12 ayı kullandığı çok eski model bir motosikleti vardı. Onu komple parçalar, yeniden toplardı… 

 

Uyuşuk, tembel, çok uyuyan, iş bilmez insanları çok yadırgardı. Eğer bir teknik okula gidebilseydi usta bir mühendis ya da mucit bir makinist olabilirdi… 

 

2021 yılı itibariyle evlerimizde ve iş yerlerinde bir montaj, tamir, boya, sıva, sıhhi tesisat, elektrik işi yaptırabilecek insan bulamıyoruz. Bulduklarımız da işleri yalap-şalap, uydur-kaydır yapıyor. 

 

Geçen yıl buzdolabı bozuldu. Kibrit çöpü büyüklüğünde bir sıcaklık sensörü değişimi oldu. 600 TL talep edildi. Doğalgazlı kombi bozuldu. Bir kondansatör değişimi için 300 TL istendi. Yaptırmadım. 1 TL’ye bir kondansatör alıp değiştirdim. Aracımın sol ön tekerleğinin üzerindeki kaportada portakal büyüklüğünde bir ezilme oldu.  “650 TL’ye yaparız” dedi bir usta. Yaptırmadım. 5-10 dakikalık işler için bile çok afaki ücretler talep ediliyor. Bir kapıda hafif eğilme oldu. Bunu yaptırmak için 3 marangoza telefon ettim. Birinci: “İşim çok” dedi. İkinci: “Kapı işinden anlamam” dedi. Üçüncü: “Haftaya gelebilirim” dedi. İşi kendim yaptım. 

 

Sözü fazla uzatmayayım. 21. yüzyılda ayakta kalabilmemiz için tükettiğinden çok üreten yüzbinlerce sanatkar kitlesi oluşturmalıyız. Bunu da meslek liseleri, mesleki eğitim merkezleri ve meslek yüksek okulları yapabilir.  

 

Evladınızı mesleki eğitim okullarına gönderiniz. Üniversite mezunlarının yarıdan çoğu işsiz, okuduğu alanlar ilgili iş bulamıyor… 

 

Ali Özdemir 

www.aliozdemir.net 

0505 220 83 85 

aozdemir53@hotmail.com 

02.09.2021 

Devamını Oku

Düğün

Düğün
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

40’lı yaşlarıma kadar düğün, nişan, nikah, çocuk sünneti vb. gibi törenleri gereksiz angarya olarak görürdüm. Bunun izhatini yapamıyorum. Yani sebebini bilmiyorum. Sosyoloji bilgim az olduğu için değerlendirme yapma noktasında yeterli değilim. 

 

40’tan sonra bu tür törenlere/etkinliklere mutlaka katılmam gerektiğini düşünmeye başladım. Bir yakınım, tanıdığım davetiye ilettiğinde mutlaka iştirak etmeye çalışıyorum. 

 

Bugün de (31.02.21) iki farklı mekanda bulunma durumum oldu. Birisi 25 yıldır tanıdığım değerli, çalışkan bir meslektaşımın kızının nikah ve düğünü idi. Orada birçok tanıdığımı da görüp hasbihal edebildim.  

 

Saat 21 sularında, birinci düğünden bir tanıdığımın kızının düğününe geçtim. Her şey çok güzeldi. İnsanlar sosyalleşiyor, eğleniyordu. 

Aniden gelin kızımız yere yığıldı. Ortalık birden tatsızlaştı. Cankurtaran çağırıldı. Sanırım 15-20 dakika sonra sağlık görevlileri geldi. Düğün salonuna 3-4 dakika mesafede olan hastaneden bu kadar gecikmeli yardım gelmesini doğrusu aklım almadı. 

 

Sağlık görevlilerinin geç gelmesi ortalığı biraz gerdi. Düğüne katılan birtakım insanlar haliyle sinirli, gergin ve tepkiliydiler. 

 

Yaşanan tartışmada rahatsızlanan, bayılanlar da oldu… Nihayetinde düğün buruk bir biçimde sona erdi… 

 

Konuyu uzatmak istemiyorum. İki düğünde de maske ve mesafe kurallarına pek riayet edilmediğini fark ettim. Sağlık uzmanı değilim. Sadece insanların mesafeli ve maskeli yaşamdan illallah dediğini sezinledim. 

 

Zor günlerden geçiyoruz. Her şeyi yazıya dökemiyorum. Öküz altında buzağı arayanlar iftira atabilir.  

 

Son söz olarak ormanlarımızı, tabiatımızı yakanların Allah belasını versin diyorum. 

 

Ali Özdemir 

Eğitimci-Yazar-Yayıncı

0505 220 83 85 

www.aliozdemir.net 

31.07.2021 

 

 

 

     

 

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.