a
Ahmet Baysan

Ahmet Baysan

09 Mayıs 2021 Pazar

YENİ  ANAYASA, SEÇİM, GEÇİM…!?

YENİ  ANAYASA, SEÇİM, GEÇİM…!?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Senelerdir ara ara gündeme getirilen,fakat bir türlü neticelenmeyen, yeni anayasa konusu,geçtiğimiz hafta içinde  M H P  Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamasıyla bir kere daha gündeme gelmiş oldu. Sayın Bahçeli MHP olarak üzerinde çalıştıkları 100 maddelik Anayasa çalışmalarını kamuoyuna açıkladı.Bu açıklamaya ilk tepki İyi Parti den geldi. İyi parti sözcüsü,içeriğine bakmadan,nedir,necidir demeden,sert bir açıklamayla    M H P nin 100 maddelik anayasa teklifine karşı olduklarını peşinen ilan etti.C H P  ise  gündemlerinin önce seçim olduğunu,anayasanın seçim sonrası yeni meclis tarafından yapılması gerektiğini savunarak,teklife karşı olduklarını ortaya koydu.A K parti ise anayasanın yeniden yapılmasını gerektiğini,kendilerinin de bir çalışma yaptıklarını,MHP nin teklifini de inceleyeceklerini açıkladı.

Herkes artık biliyor ki 1982  anayasası ve kanunları,

bu günün şartlarına cevap veremiyor,zaten bir çok değişiklikler yapılarak  anayasa adeta kevgire dönmüş . Dört ayrı devletin anayasa ve kanunlarından derlenerek yapılan anayasa bünyemize uymamakta ve kendimize göre bir anayasanın yapılması artık şart olmuştur. Milletimizin büyük kesiminin rahatsız olduğu,her türlü, yolsuzluk,usülsüzlük,rüşvet,irtikap,kayırma,ayrım,şiddet, kişi hak ve hürriyetlerine saldırı,suiistimal,hasılı ne kadar yanlış iş rahatlıkla yapılabiliyorsa,bu yanlışlar anayasa ve kanunlardaki boşluklardan faydalanan ard niyetli kişilerce işlenmektedir.Bu sebeple yeni anayasanın acilen geniş katılımlı bir konsensüs içerisinde yapılması ve hayata geçirilmesi elzemdir.

Gelelim seçime,cumhur ittifakının tarafları Ak Parti ve MHP,seçimlerin normal zaman olan 2023 de yapılacağını üstüne basa basa açıklamıştır.Millet ittifakının tutumuna baktığımızda,ittifak ortaklarının niyetlerinin,üzüm yemekten önce bağcıyı dövmek olduğu anlaşılıyor.Diyelim ki seçim oldu,ne yapacaksınız ? Ekonomi mi düzelecek, pandemi mi bitecek,hazine paramı dolacak,döviz düşecek mi, ne yapacaksınız.? İktidarın bazı yanlış işlerinden dolayı bir vatandaş olarak bende rahatsızım,zaman zaman yazılarımda bunları da dile getirip eleştiriyorum,ama muhalefetin tutumundan da rahatsızım.Biliyorum ve inanıyorum ki,fanatizme kapılmamış büyük seçmen kitlesi de benim gibi düşünüyor.

Tüm dünya yı kasıp kavuran pandemi ve getirdiği ekonomik sıkıntılar ortada dururken seçimden bahsetmek akıl işimi. Bu genel sıkıntıları bir fırsatmış gibi düşünerek ,seçim ve iktidar beklemek ,sadece boş bir hayalden ibarettir.

Diğer taraftan pandemi nin olumsuz etkileri böyle devam ederse esnafımızın büyük bölümü belki bir kaç ay daha dayanabilir.Böyle bir zamanda Ruhsar Pekcan  olayı ve Zehra Zümrüt Selçuk un Kardemir yönetimine  yüksek ücretle  atanması da haklı olarak milletin tepkisine sebep olmuştur. AK parti 2023 seçimlerini düşünüyorsa ki,muhakkak düşünüyor,teşkilatlardan evvel,seçmenin sesini dinleyip gerçeklerle yüz yüze gelmelidir.Bilahare  acilen bir bağırsak temizliği yapmalıdır.

Şu anki Türkiye tablosuna baktığımızda, iktidarın gündeminde yeni anayasa,muhalefetin gündeminde  seçim, milleti ise gündemin de ise geçim var.                      Tüik in açıklamış odluğu enflasyon oranı ve merkez bankasının beklediği yıl sonu enflasyon oranları ile tüketicinin gerçek enflasyonu çok farklı hale gelmiştir. Tüketicini büyük kesimi bankalara borçludur, bu borç toplamının 700 milyar TL yi geçtiği 800 milyar TL ye yaklaştığı konuşuluyor.Yani Türk insanın çoğunluğu borçlu yaşıyor. Emeklinin maaşı enflasyon karşısında erimiş, asgari ücret bir çok emekli maaşını geçmiş, bir çoğu ile de aynı seviyeye gelmiştir. İktidar ve muhalefet Milletin gündemini düşünerek hareket etmek zorundadır.Buna göre yeni anayasa acilen yapılıp gündemden düşürülmeli ,geçim derdi içindeki esnaf ve iş dünyasının  durumu ve ekonominin düzelmesi için acil ,gerçekçi tedbirler devreye sokulmalıdır.Seçimler ise 2023 de,gününde yapılmalı,havada uçan,karada kaçan,Halepte altı arşın atlayan,sayıları 100 yaklaşmış siyasi partiler ve binlerce siyasetçi,göbeğinin suyunu almalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

ADALET Mİ DEDİNİZ BUYRUN BAKALIM…

ADALET Mİ DEDİNİZ BUYRUN BAKALIM…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

İnsanların idaresine soyunarak  onların mesuliyetlerini alanların, sorumlulukları çok büyüktür,çünkü,hesap günü geldiğinde o insanların hesabı muhakkak sorulacaktır.. .     Din kitaplarımızda buyruluyor ki, mealen, bir kişiye amir olan kıyamette Allahütealâ nın huzuruna bir eli ensesinde bağlı olarak gelecek, onun hesabını düzgün verirse eli çözülüp cennete, şayet veremezse diğer elide bağlanarak yüz üstü cehenneme atılacaktır. Bu hesabın başında da adaletle muamele başta gelecektir.

Şimdi adaletin dinimizdeki tarifine bakalım. .Adalet, bir amirin, bir hakimin, memleketi idare için koyduğu kanun, kaide, çizdiği hudut içinde hareket etmektir. Zulüm ise, bu kanunun, bu hududun, bu dairenin dışına çıkmaktır. Adaletin dinimizdeki esas tarifi ise; “Kendi mülkünde olanı kullanmak” demektir. Zulüm de, başkasının malına, mülküne tecavüzdür.

Nüfusunun  kahir ekseriyetinin Müslüman olduğu ülkemizin kanunlarına bakarsak , ,İtalya’dan ceza yasasını, Fransa’dan idare hukuku ilkeleri ni, İsviçre’den medeni hukukunu, Almanya’dan ceza yargılaması hukukunu almışız. Bu gün herkes adaletsizlikten şikâyetçi. Haklının güçlü olduğu değil,güçlünün haklı olduğu bir toplum olmuşuz . Güç, kimi zaman siyaset, kimi zaman makam mevki, kimi zamanda para sahibinde olmaktadır. Adaletin olmadığı yerde huzur beklemek beyhudedir.                                                                                                                           Hazreti Ömer  10 sene 6 ay ve 7 günlük hilafeti zamanında, iki büyük devlet olan Bizans ve Sasani devletlerinin hakimiyeti altında olan Suriye, Filistin, Mısır, Irak ve İran’ı İslam devletinin sınırları içine aldı. 1036 büyük şehri zapt etti. Kuzey Afrika’dan Türkistan’a, Azerbaycan’dan Yemen’e kadar uzanan ve 2 milyon km2.den büyük olan İslam devletini, kurduğu mükemmel müesseselerle çok güzel idare etti. Davalara bakması için mahkemeler, adli teşkilatlar, suç ve zabıta işlerine bakan, satıcıları kontrol eden, halkın birbirleriyle olan münasebetlerini düzenleyen teşkilatlar kurdu. Onun zamanında 4.000’den fazla yeni cami yapıldı. Yollar, köprüler inşa edilip, su kanalları açıldı. Fakir çocuklara maaşlar verildi. Mescid-i Haram’ı ve Mescid-i Nebevi’yi genişletti. İslamiyet’i yaymak için her tarafta okullar açtırdı. Çok adil, abid, merhametli, alçak gönüllü olup fakirlikle yaşardı. O kadar adaletli idi ki, Ömer’in adaleti sözü dillere destan oldu.
Âlimler ittifak etmişlerdir. Hazret-i Ömer’den sonra, dünyada kimseye Hazret-i Ömer dirliği gibi [idaresi gibi] dirlik verilmedi. Kimse onun yoluna varamadı. Hilafetinde, (Dicle nehri kenarında koyun güden çobanın, bir koyunu zayi olsa, korkarım ki, onu Allahü teâlâ, niçin çobanın koyunlarını gözetmedin diye benden sorar) der idi.                                                                                                                   İdarede olanların kendilerinden hesap sorulacağını düşünüp, düşünmemeleri kendi tercihleridir. İnanalar için hesap sorulacağı ise muhakkaktır. Adalet herkese hiçbir ayrım yapılmaksızın aynı derecede uygulanmalıdır. Adalet, zengin, fakir, makam, mevki,inanç,ırk,kimlik ayrımı yapılmadan toplumun bütün fertlerine aynı derecede  uygulanırsa ona adalet denir.Adalet o zaman gerçekten mülkün temeli hüviyetine sahip olur,yoksa sadece duvarlarda  yazılı kalan göstermelik bir yazıdan ibaret kalır.Bir önceki yazımda da belirttiğim üzere,Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tümünü kucaklayacak ,kendimize göre adil , yeni bir anayasanın  yapılması artık kaçınılmazdır.

İhtilal anayasasından nerede ise toplumun bütün katmanları şikayetçidir.Yeni anayasanın bir an evvel yapılması ,Kanunların gerçekten adaleti sağlayacak biçimde yeniden düzenlenmesi,siyasilerin  bu millete bir borcudur.

Gerçek adalet günü geldiğinde ise kimse o hesaptan kaçamayacaktır.

 

Devamını Oku

YA İLİM LE, YA ZULÜM LE..! 

YA İLİM LE, YA ZULÜM LE..! 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli okuyucular toplumların yönetim şekillerinden bahsediyorum .Bu gün dünya da uygulanmış, bırakılmış veya uygulanan ,bilinen 49 ayrı yönetim biçimi 10 ayrı başlık altında  literatüre geçmiş.

Çakır Efeye göre ise dünyada  iki yönetim şekli var. Çakır Efe kim derseniz ,çok eskiden Ege bölgesinde 5-6 yüz adamı ile beraber yaşayan bir efe dir Çakır efe. Hikaye bu ya ,Çakır efe bir gün bölge de bulunan 5-6  efe yi ,yatılı misafirliğe davet eder.Misafirler  akşam üzeri Çakır efe nin çiftliğine vasıl olurlar, efe misafirlerini karşılar, kurulu sofraya davet edip yemeğe başlarlar, misafirler mükellef bir sofra da ,çeşit, çeşit yemekler yerken,bir taraftanda ,Çakır efenin hizmetinde olan adamları takip ederler .Adamlar Çakır efenin etrafında adeta pervene olmuşlar, efenin güzünün içine bakarak hizmet ediyorlar,her şey dört dörtlük ,lakin,Çakır  efe adamlarına ha bire bağırıp çağırıyor .

Misafirlerde biri diğerinin kulağına yaklaşıp ,ya hu  bu adam adamlarına bağırıyor ,niye ki bi soralım der ,diğeri dur bakalım hele bir sabah olsun o zaman sorarız diye cevap verir. Yemek faslından sonra ,çay kahve faslı derken, misafir efeler yatmaya çekilirler. Sabah kahvaltı  sofrası yine mükellef,hizmet mükemmel, fakat, Çakır efenin adamlarına olan tavrı yine aynı. Kahvaltı bitip hizmetliler kenara çekilince misafir efelerden biri Çakır efeye soruyor,  yahu efe diyor, senin bu adamların,senin etrafında  pervene olmuşlar, mükemmmel hizmet ediyorlar, yalnız sen bu adamlara bağırıp, çağırarak ,hakaret ederek onlara  zulüm ediyorsun,nedir bunun sebebi .Çakır efe cevaben ,efeler haklısınız, doğru söylüyorsunuz, yalnız ben insan idare ediyorum  arkadaş .İnsan idare etmek zordur.İnsanlar iki şekil de idare edilir, ya ilimle ,ya zulümle, bende ilim yok ki ,başka ne yapayım ,der.

Devletlerde bu güne kadar ya ilimle ya da zulümle yönetilmiştir.İslam devletleri ise hep ilimle yönetilmiş.Devlet-i Ali Osman ilimle üç kıtaya yayılmıştır,Mazlumların hamisi olup ,zalimlerin korkulu rüyası olmuştur ,Sovyetler Birliği 70 sene zulümle idare edilimiş sonra yakılmıştır. Çin, Kuzey Kore,gibi bazı ülkeler de yine zulme dayalı bir  sistemle idare edilmektedir.
Zulümle idare aynen Çakır efe idaresi gibi korku idaresi olup ,insan onurunu zedeleyen ,fazla ömrü olmayan bir idare şeklidir,Onun için ,zulüm payidar olmaz, denilmiştir.
İlmi idarenin temelinde sistem, insan ve insani unsurlar vardır.Yönetimde liyakat esastır, liyakat sadece diplomaya endeksli olmayıp, diplomanın yanında, kişilik,karekter, bilgi ,beceri  ve başarıları da göz önünde olmalıdır. Uygun liyakate ,yetki verip ,denetim ve kontrol mekanizması eksiksiz olmalıdır.
Sistem, insan, onur,haysiyet ve şerefine yaraşır bir anayasa,kanunlar ve hukuk kurallarını içermelidir.Bu gün refah seviyesi yüksek kalkınmış ülkelerin, yükselmelerinin sebebi de ,kendi içlerinde ,kendilerine göre uyarladıkları ,istikrarlı ilme dayalı yönetimlerdir.
Devlet içinde ,kurum ve kuruluşlarda ve özel sektörde ,hedefi olan başka tüm kuruluşlarda başarı yine ilme dayalı bir yönetimden geçer.
Yeni anayasa çalışmalarının konuşulduğu günümüzde,bundan sonra bir daha sık sık değiştirilmeyecek ve tartışmaya  fırsat vermeyecek kapsamlı bir anaysa yapılması için, herkesin elini taşın altına koyması şarttır. İlmin olmadığı yerde ,zulüm baş gösterir.

Devamını Oku

RÜŞVET VE İRTİKAP HİKÂYELERİ (2) 

RÜŞVET VE İRTİKAP HİKÂYELERİ (2) 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu yazımda ,yine 30 küsur sene önce yaşanmış ibretlik bir rüşvet hikayesini anlatacağım .Hikâyedeki kişilerin bir çoğu bu gün hayatta yoklar.

Gelelim hikâyeye. Bir akşam üzeri büromda masamı toparlayıp iş yerinden ayrılmak üzere iken  telefon çaldı, o zamanlar cep telefonları yoktu, Valilik özel kaleminden aranıyordum, dönemin Valisi beni makamda bekliyormuş, bu saatte arandığıma  göre belli ki önemli bir durum vardı, hemen valiliğe hareket ettim. O günlerde sanıyorum Kastamonu da  sarı basın kartı sahibi tek gazeteci bendim , sarı basın kartları ise çok değerli idi. Allahü teâlâ rahmet eylesin Vali bey bana çok güvenir ve severdi, odasına girdiğimde canı sıkkındı , ilk sözü – Ahmet sende mi onlardansın, oldu. Şaşırmıştım, dedim ,sayın Valim onlar kim ? Hele otur dedi ve başladı anlatmaya.

-On beş gün önce bir müteahhit geldi ,dedi ki sayın Valim falan bölge müdürlüğündeki şube müdürü  benden rüşvet istiyor, falan işi yapıyoruz, iş büyük olduğu için istiyorlar, bu yüzden bende size geldim, dedi. Git önce bölge müdürüne şikayet et ,bir şey yapmaz sa o zaman bana gel, dedim. Adam gitti, on beş gün sonra tekrar geldi ,ne oldu dedim, sayın Valim ,bölge müdürüne de söyledim  bir şey değişmedi ,aynı durum devam ediyor dedi. Ne kadar istiyorlar dedim ,efendim 500 milyon dedi.

Peki dedim,seri numaralı olarak bankadan parayı temin et, git ver, hemen de beni haberdar et dedim ,para verildi, şube müdürü parayı alınca da ,görevli emniyet mensuplarınca suç üstü yapıldı ,paraların bir kısmı çekmecede, bir kısmı da şube müdürünün üzerinde yakalandı, müdür tutuklandı ve şimdi nezarette, olayın üzerinden iki gün geçtin hiç bir gazete yazmıyor, gazetelere söylemişler, bu rüşvet değil komplo deyip yazdırtmamışlar, haberin yokmu ,onun için sende onlardanmısın ,dedim,dedi. Şaşırmıştım, nedendir bilmiyorum  haberim olmamıştı.Sayın valim gerçekten haberim olmadı ,olsa idi yazardım,siz merak etmeyin ben bu önemli haberi yazarım dedim.Kaynak sağlamdı. Valilikten ayrıldım tekrar büroma gelip ,ilgili bölge nin müdürünü aradım ,bir rüşvet olayı olmuş nedir diye sordum, Ahmet bey o bir komplo, rüşvet değil, diğer gazetelere rica ettik yazmadılar ,senden de rica ediyorum yazmazsan sevinirim,dedi. Olayı heberleştirip zarfla  gece otobüsüne yetiştirip Gazetemin Ankara haber merkezine gönderdim.

Yine o zamanlar fax,bilgisayar vs.yoktu.Rüşvet haberi ertasi gün  gazetemde,  falan  bölge müdürlüğünde 500 milyon liralık rüşvet,başlığı ile yarım sayfa olarak yayınlandı. Ortalık karıştı, haberin çıktığı gazete nüshasını alarak adliye ye baş savcıya gittim,savcı bey e haberin takibi üzerine geldiğimi söyledim,son durum nedir ,dedim.Savcı bey yarı hiddetle, ne rüşveti kardeşim, kompluyu, rüşvet diye haber yapmışsın, diye bana çıkıştı.Sonra devamla ,bak ,komplo nasıl olur sana anlatayım,sen şimdi adliyenin kapısından çıkarken seni iki polis çevirir ,üzerini yoklarlar, parmağının arasına az bir esrar sıkıştırarak cebinden esrar çıkartır ,20 sene yatarsın, diyerek üstü örtülü beni tahdit etti, bende, sayın savcım ,bununu yapmak  şerefsizliktir, ben şerefli Türk polisinden böyle bir şerefsizlik beklemem, diyerek  Sarı Basın Kartımı çıkarttım,vali beyden bahsetmeden , sayın savcım ben profesyonel bir  gazeteciyim ve kaynağım çok sağlam olduğu için yazdım, bu benim mesleğim, kaynak sağlam olunca sizin bu söylediklerinizi de yazarım, diyerek ayağa kalktım.

Savcı bey ,yüz seksen derece dönüş yaparak ,ya kardeşim otur,tabi siz çok önemli görev yapıyorsunuz, Kastamonu nun sesini Ilgazların ötesine duyuruyorsunuz diyerek  gerginleşen havayı yumuşatmaya çalıştı.Adliyeden çıkar çıkmaz  Vali beyin yanına gittim,tedirgin olmuştum, olmaz diye bir şey yoktu,o zaman CUMUK.(Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu) da yoktu her şey olabilirdi.Vali beye durumu anlattım, sayın valim ,bunlar mafya gibi dedim ,ne gibisi Ahmetciğim bunlar mafya,bunlar mafya diyerek bağlantılar anlattı. Olayın arka planında  başka bazı bürokratlar ve  şehirden bazı hatırlı iş adamları ile özel sektör yöneticilerinin ismi geçiyordu .Vali bey bunlarla hep birlikte mücadele edeceğiz diyerek,bak sana daha başka  bir şey anlatayım dedi.Kastamonuya gelmeden önce görev yaptığım şehirde birkaç kişi yanıma geldi,dedilerki sayın valim Ağır ceza reisi rüşvet yiyor ,inanmadım, adamları gönderdim ,sonra şikayetler arttı, yanıma Baş savcıyı ,Emniyet Müdürünü ,Komiser ve birkaç Polis memuru alarak  bizzat kendim suç üstü yaptık, ilgili şahıs açığa alındı, altı ay Bakanlıktan müfettişler gelip gittiler,altı ay sonra şahıs görevine döndü beni de buraya tayin ettiler,dedi.Buda başka bir hadise idi.

Benim haber Ankarada üst makamlara da ulaşmıştı ,ilgili müdürün mahkemesi devam ederken onunla beraber başka resmi dairelerden bazı bürokratların da  tayinleri çıktı, gittiler. Hikayemi mümkün olduğunca kısa yazdım. Rüşvet ve irtikap eskiden olduğu gibi, dünde vardı,bu günde konuşuluyor,gerekli kanuni  ve hukuki düzenlemeler yapılamadığı müddetçe yarında olacaktır. Devlet kurumlarımızda ve toplumumuzda çok değerli, dürüst, namuslu, Devlete ,kanunlara bağlı ahlaklı, yöneticiletimiz, bürokrat ve iş adamlarımız çoğunlukta ,lakin bunların yanında azda olsa , kanunların, yönetmeliklerin boşluklarından faydalanıp ,kendilerine bahşedilen, makam, mevki ve imkânları ,süflî çıkarlarına alet eden,fıtratı bozuk kişilerde çıkıyor.Rüşvet ve irtikap ı azaltmanın veya yok etmenin yolu, bunlara fırsat veren, kanuni, hukukî açıkların ortadan kaldırılmasından geçer. Aradan otuz küsur sene geçmiş,iyiler,iyilikleri ile,kötülerde kötülükleri ile anılıyor.Ölenlerse yanlarında ne bir kuruş para, nede bir kuruşluk mal götürüyor, onlarla giden sadece ya iyilikleri ,ya da kötülükleri.Haram yol ile elde ettikleri mal ve paradaki Devletin hakkı,milyonlarca kul ve yetim hakları da ,kişinin geride kalan yedi sülalesinden çıkıyor. Değermi.?

 

Yazan: Ahmet Baysan

Devamını Oku

RÜŞVET VE İRTİKÂP HİKÂYELERİ.   (1)

RÜŞVET VE İRTİKÂP HİKÂYELERİ.   (1)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Rüşvet TCK nın  252.maddesine ,İrtikap ta TCK nın 250  maddesine giren kanuni suçlardır, ayrıca bu iki fiilin dinen de suç ve büyük günah olduğu malumdur. Öncelikle belirtmeliyim ki, doğrudur, yanlıştır, iftiradır her ne ise, başta bir kısım farklı siyasi partilere mensup  Belediyeler olmak üzere bazı  kamu, kurum ve kuruluşların da da işlendiği  konuşulan, medyaya yansıyan, günlerce tartışılan, rüşvet ve irtikap iddiaları, dürüst ve namuslu yaşamayı kendine şiar edinmiş insanlarımızı son derece rahatsız ediyor.                                                        Değerli okurlar uzun seneler önce konu ile ilgili bilfiil yaşamış olduğum birkaç hadiseyi ibretlik olduğu için sizlerle paylaşmayı uygun gördüm. Otuz seneden fazla oldu, o zamanlar şehirde inşaatçılık yapan müteahhit sayısı 3-5 kişi kadardı, konut yapımında ağırlıkla kooperatifçilik ve yapı ortaklığı revaçta olup ,apartman tipi veya müstakil evler yapılıyordu. Bir müteahhit arkadaşın yapı ortaklığı kuralım teklifi üzerine yakın çevremiz ve arkadaşlarımızla 20 kişilik bir ortaklık kurduk, ortaklığın başkanlığına da şahsımı getirdiler. Kat karşılığı anlaştığımız arsa için müteahhidimiz ve ortağımız arkadaşla, kendisi de aynı zamanda mimar olan, Belediyede imardan sorumlu başkan yardımcısına ,arsamıza nasıl bir inşaat yapabileceğimizi sorduk. Arsayı yerinde görerek burası çok müsait buraya 10 ar katlı 2 blok yapabilirsiniz, biz belediye olarak kat artırımı veririz, projenizi 10 kata göre yapın dedi. O zamanlar imar 5 kat idi, projemizi müteahhidimizin Mimar olan eşine, 2.blok 10 olarak yaptırarak inşaata başladık, bütün hesaplar 10 kat üzerine idi.Kaba  inşaat 5. Kata geldiği halde kat artırımı talep dosyamız sürünceme de tutulup bir türlü Belediye meclisine gelmiyordu.Buradaki hatamız projeyi Başkan yardımcısı mimara yaptırmamak olmuştu.İnşaatımız durdurulmuş bekliyorduk.Dediler ki bunu imar müdürü engelliyor,o bir şey almadan bu dosyayı meclise getirmez. Müteahhit arkadaş araya başka bir mimarı koydu.O mimar 2-3 bilezik verelim bu nu halletsin demiş .Karşı çıksak ta başka çare yoktu.Aracı mimar a bilezikleri verip gönderdik, İmar müdürü bilezikleri az bulup atarak,bunlar ne ,benim bir gecelik kumar param bile değil deyip  kabul etmeyince ertesi gün  kendisi ile iyi bir tartışma yaşadık. Bu tartışmayı duyan Belediye Başkanı beni telefonla arayıp ne olacak 5 er milyar lira veriverseniz dedi, belli ki benim gazeteci kimliğimi unutmuştu, bu arada bizim gibi artış bekleyen 2 inşaat sahibi daha vardı. Başkan a, yarın gazetede rüşvet isteyen başkan diye kendini görürüsün dediğimde, başkan birden çark ederek ısrarla beni ofisine kahve içmeye davet etti. Davetine icabet edip ofisine gittim, müdürüne hakaretler yağdırarak benim gönlümü almaya çalıştı. Neticede diğer 2 inşaatın müteahhidi de aramızda olmak üzere Başkanın belediye makam odasında bir toplantı yaptık, Başkan, kuru şasesi kendilerinden olmak üzere Belediyeye bir itfaiye aracı yaptırmamızı, diğer araçlarına da lastik alarak belediyeye katkıda bulunmamızı istedi,aslında bu da suç unsuru olan  irtikap tı  ve  imarı 10 kata çıkartacakları sözünü verdi.Olsun dedik, her halükârda Belediyeye malzeme alınacaktı.  Bizde üç inşaatın sahipleri olarak itfaiye aracı ve lastik  alımlarının yapıldığı firmalara direkt olarak  ödemeleri yaptık.

Şimdi gelelim hikâyenin püf noktasına. Bize dosyalar meclisten geçsin inşaata öyle başlayın denilmişti. Bu arada ben ve diğer arkadaşlar belediye meclis üyeleri ile görüşüp durumu anlatıyor söz alıyorduk. Sıkıntı yoktu dosyamız 10 kat olarak meclisten geçecekti.

Nihayetinde dosyamız meclise geldi, bizde meclis izleyici sıralarında oturuyor hesap yapıyorduk. Belediye  iktidarının meclis üyesi Başkanla beraber 13,muhalefetin ise 12 idi, muhalefetin tamamı bizim lehimize söz vermişti ,Başkan da tamam demişti,çocukluğumuzdan beri tanıştığımız ve zaman zaman görüştüğümüz iktidar mensubu Başkan yardımcısı bana ,senin  için iki elim birden kalkar demiş ,bir başka üye de yine tamam demişti,bu hesaba göre lehimizde en az 15 üye vardı ,biz de bu rahatlıkla toplantının başlamasını bekliyorduk ki ,Başkanın işi çıktığı ve acilen İstanbul a gittiği bildirildi. Bu durumda yerine, bana, benim  için  iki elini birden kaldıracağını  söyleyen Başkan yardımcısı , vekaleten , meclis e başkanlık yapacaktı, biz yine rahattık. Toplantı başladı ve bizimle beraber diğer iki inşaatın 10 kat talebi okundu, Belediye iktidarına  mensubu bazı üyeler karşı çıktılar ve oylamaya gidildi, biz 12 ye 12 çıksa bile, eşitlik halinde başkanın oyu artı 2 olur, on dört eder derken eller kalktı 12 ye 12  ve  gözler başkanda, o bana söz veren vekil başkan da maalesef ret kararı verdi ve bizim talep ret edildi. Şok olup öfke ile Belediye Meclisini terk ettik. Sonra bize 2 kat daha verdiler ve 10 katlı projeyi 7 kat olarak bitirdik.

Hikâyeyi mümkün olduğunca kısa tutmaya çalıştım,o günden bu güne hikayenin içinde ismini vermediğim kişilerin bir kısmı vefat ettiler.Rabbim taksiratlarını af etsin.Zaman içinde başka başkanlar,başka meclis üyeleri gelip geçtiler. Yine o günden bu güne ,ayrı zamanlarda , değişik isim ve kişilerin içinde olduğu, bizim bilmediğimiz kim bilir başka ne hikâyeler yaşandı.

Şimdi durum ne derseniz, gazetelerde yazılanlara , sosyal medya ve tv lerde söylenenlere ,konuşulanlara bakarsanız  emin olun değişen fazla bir şey yok, 30 sene öncesi ile bu gün arasındaki değişimi şöyle bir göz önüne getirip neler olduğunu veya olabileceğini varın siz hesap edin.

Not: Sonraki yazım yine, başka bir rüşvet hikâyesi olacak

 

Yazan: Ahmet Baysan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.